Monday, March 05, 2007

Yeni yerlere yelken açtım..6. seri

Uzakdoğu keşfimin 6. ayını tamamlamış bulunmaktayım ,bu aslında plana göre son ay anlamına geliyor. Yavaş yavaş , tekrar düzene oturma , tekrar iş hayatına dönme zamanı geldi demek oluyor. Peki , bu maceraya veda nasıl gerçekleşiyor, neler yaşanıyor ondan bahsetmek istiyorum bu yazıda.

Öncelikle bu son dönemde , tanıştığım doçent ve girişimcilik dersindeki öğrencilerle beraber yaptığımız ortak çalışmalar hakkında yazayım. Bilindiği üzere bir dönem boyunca burda , Tayvan’ın kaynaklarını nasıl daha iyi tanıtım için kullanabiliriz üzerine çalışmış ve elimizden geldiği kadarıyla bu bölgenin uluslarası firmalarıyla kontağa geçmeye uğraşmıştık. Bu noktada ,Asustan sonra BenQ ve Acer’la da aynı şekilde görüşme ve konuyu onlara da açma şansı yakaladık. Sunumlar , görüşmeler olsun , uzakdoğu iş yaşamı hakkında az da olsa bir bilgi birikimi yakalama şansım oldu. Dakiklikk ve düzen konusunda Avrupalılar kada olmasa da bizlerden de daha iyiler diyebilirim. Çalışma ve sosyal yaşam açısından bizlere göre daha fazla ve yoğun bir yaşantıları var. Bu verimsizlikten dolayı mı yoksa çok çalıştıkları için mi böyledir onu bilemiyorum, ancak toplamda 5 günlük yıllık izin ve ortalama 1200 dolarlık mühendis maaşlarıyla gerçekten ağır çalışma şartlarının olduğu bir gerçek. Bu da , bu bölgede çalışmak ve tecrübe edinmek isteyen kişilere bir bilgi olarak yardımcı olur sanıyorum.

Bu konuda , bana düşen görev ve kariyer açısından fırsat çıktı mı derseniz , açıkcası Çinceyi iyi bilmeden ve de bu ağır şartları kabul etmeden burda çalışmak zor. Ancak yoğun bir şekilde yaptığım başvurulardan birine , tamm askerlik kararı çıkartma arifesinde yanıt alma şansım oldu. Bir akşam , aldığım bir telefonda karşımda ingilizce konuşan ve beni Malezyada görevlendirmek isteyen bir kişiyle tanışma fırsatım oldu. Birçok başvurudan hangisi olduğunu başta anlayamasam da sonradan yaptığım araştırmada , Kuala Lumpur yakınlarında üretim yapan uluslarası düzeyde bir Alman fabrikası olduğunu öğrendim. İnanın son dakika çıkan bu durum beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Tayvan’da kalmak belki de en doğrusuydu ama Asyadaki birçok kültürü bir arada barındıran Malezyada çalışmak benim gibi macera meraklısı bir insan için neden olmasın diyerek , finanse ettikleri uçak biletlerini alıp Hong Kong üzerinden Kuala Lumpura unutamayağım bir seyahat yaptım.

İlk önce Cumartesi sabahı yola çıkıp Asya’nın belki de en uluslarası şehir ülkesi olan HongKong a doğru yola çıktım. Taipei Hongkong arası yaklaşık 1,5 saat. Havaalanına geldiğinizde zaten bu uluslararası ortamı hissetmemeniz eldedeğil. Zaten çekik gözlü insan sayısına eşit sayıdaki Avrupalı ve Amerikalılar size bu ortamı direkt gösteriyor. Neyse , planıma göre Hongkongda bir gün geçirmem ve gece yarısı havaalanına tekrar dönüp, orda bir süre yattıktan sonra sabah Kuala Lumpur’a doğru yola çıkmam gerekiyor. Sabah iner inmez , Türkiye dışında her ülkede bulduğum , ancak Hongkong’da belki de bu zamana kadar ki en iyisini gördüğüm hızlı metroyla şehir merkezinin direkt göbeğine indim. Haritasız bu büyük ve dünyanın en yoğun şehrini gezmek muhtemel olmadığı için , önemli yerleri gösteren haritalardan bir tane alıp klasik Ömürden taktiğiyle , yani otobüs ve toplu taşıma araçlarını kullanmadan , sadece yürüyerek şehir gezime başladım. Önce sahile doğru yürüdüm , açıkcası kalabalığın o tarafa gitmesi beni bayağı bir etkilemişti. Hongkong , birçok küçük adadan oluşsan bir yer ancak , iki ana yer merkezi oluşturuyor diyebilirim. Kalabalığın beni sürüklediği yer de bu ikinci bölgesi olan Kowtoon a doğru giden , aynı İstanbuldakileri andıran vapurların kalktığı iskele idi. Yaklaşık 3 aydır deniz hasretiyle , 6 aydır da İstanbul hasretiyle yanıp tutuşan bir insan olarak , bu tarihi vapurlara atlayıp karşı tarafa geçtim. Havaalanında aldığım , yabancıların yoğun olduğu izlenimi , şehirde gezerken aynı şekilde geçerli idi. Ana caddelerden birinde yürürken , bu oranın yarı yarıya olduğu izlenimine kapılmamak elde değil.

Devam ediyorum , yürüme olayı bitmiyor. Esmer , klasik bir ortadoğuluyu andıran yapımız , her zaman müslüman bir grubun beni keşfetmesini sağladığı için burda da , “hallal food” diyerek yanıma yanaşanları yadırgadım diyemem. Aynen beni aldıkları gibi , aralarda , binaların üst katlarında olan Pakistan , Malezya , ve Hint lokantalarına çekip götürüyorlardı. Ama garibime giden , bu zamana kadar hiç bir Türk lokantasına rastlayamadım. Tamam , belki yemekler benzer ama neden şöyle ağız tadıyla bir döner yemeyelim , öyle değil mi? Neyse , pahalı olunca biz yine Mc Donalds’ın yolunu tuttuk.

Tesadüf eseri ,sahilde yürürken kafası sarılmış, kap kara bir hintli beni tutuverdi. Muhabbeti ve keşfetmeyi seven bir insan olmamdan ötürü, seve seve konuşmaya başladım. Malum adamın amacı benden para almak , ama kolay mı? Tuttu ellerimden , önce kağıda birşeyler yazdı , birini bana verdi, diğerini de kendi aldı. 1 ile 5 arasında bir sayı , bir de çiçek ismi söyle dedi. Söylediklerim , adamın kağıda yazdıklarıyla tutumaz mı , inanın hayretler içinde kaldım. Adam da bunu görünce , başladı ‘ kötü ruhlar dışarı , iyi ruhlar içeri demeye ‘ . Neyse fazla uzatmayayım, benden para çıkmayacağını anlayınca , bu sefer tam tersini demeye başlamaz mı ? Kötü ruhlar içeri , iyi ruhlar dışarı . Ha bu arada hala el ele tutuşuyoruz. “Bırak yakamı” deyip yola devam ettim. Yolun devamında , yıldızlar caddesi var. Bruce lee , ve Jackie Jhan gibi ünlü artistlerin çıktığı bu şehirde , bir çoğunun el izinin , büstlerinin olduğu bu caddeyi gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. Garip olan bir şey de , evlenenler sanırım buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar. Sağımda solumda, 10 larca gelini görünce bu kanıya vardım , eğer toplu belediye nikahı burda da çok yaygın değil ise J)

Neyse , artık ana Hongkong adasına geçme vakti geldi .Karşı taraftan gördüğüm , yüksek yüksek binaların olduğu , trafiğin vızır vızır aktığı bir yerdi. İlk vapurla karşıya geçtiğimde direkt anlaşıldı. Burası diğer adaya göre daha canlı bir yermiş. Soldan akan trafik kafamı karıştırmıştı yine ama , ingiliz vari çift katlı otobüsler, tramvaylar trafiği gerçekten renklendiriyor diyebilirim. Dünyanın en yoğun kentinde , herhalde tek katlı bir ulaşım olsa idi eğer,sanırım trafik haraket etmezdi . Yola devam ederken , bu sefer kalabalığı takip etme gibi bir durum yok , her taraf kalabalık , her taraf renkli. Bir pazara daldım, burda yiyecek alışkanlığı Tayvana göre biraz daha farklıydı. Maymun beyni yenmesi en ilginçlerinden ,hatta Tayvandaki tavuk bacaklarından bile beterJ)

Yola devam ederken , yorulmanın da verdiği isteksizlikle bir hongkongluyu durdurup, “ yav kardeşimbu binalardan başka görecek yer yok mu burda “ diye soruverdim. Asıl görülmesi gereken yerin yanındaymışım da haberim yokmuş. Bu , hongkongu yukardan seyredebileceğiniz mekana çıkan tranvayların kalktığı bir istasyon. Tarif edilen sokaktan döndüğümde gördüğüm kalabalık bu etkiyi zaten yaratmıştı bende. Trene atlayıp tepeye çıktığımda , gördüğüm manzara dehşetti diyebilirim. Amerikan şehirlerinde , görme fırsatım olmadı ama , belki de daha iyisi bir manzara. Okyanus kenarındaki bu dehşet ışıl şehrin , devasa gökdelenleri...Unutulmayacak bir andı benim için.

Hongkong gezisini bitirmeden önce , havaalanına dönüş yapacağım tren istasyonuna giderken , çoğunluğunu çılgın İngilizlerin oluşturduğu bir grubun arkasına takılıp , aylardır görmek istediğim tarz bir mekana geldim. Burası , hongkongdaki yabancı grubun , eğlendiği , çılgına döndüğü , bizim Bodrumdaki barlar sokağına benzeyen bir bardı. Görülmeye değer bir yer, en azından 1 saat insanları uzaktan izlemek size gerçekten keyif verecektir. Ben malum 10 saat yürüyüşün ardından pek de ayakta duracak bir halde olmadığım için havaalanında banklardan oluşacak yatak odamın yolunu tuttum.

Sabah Kuala Lumpur yolculuğu var. Saat 10 gibi Asyanın ,hatta sürekli reklamlarında bahsedildiği gibi “ gerçek asyanın” bu sıcak ülkesine ayak bastım. Yengeç dönencesinden Ekvator yakınına inice , kışın ortasında şortla gezmekten başka çare yok. Sıcaklık 30 derece, bu ısıyı havaalanına iner inmez hissediyorsunuz. İlginç olan , Hongkong’da olduğu gibi burda da, “Burası dünyanın en iyi havaalanıdır” yazılı tabelalar var. Bir tane de biz bastırıp Atatürk havaalanına assak hiç fena olmayacakJ) Neyse , malum mülakata geldik , çıkar çıkmaz karşılayan birisi olacağı söylenmişti bana ama , ben kapıdan çıkar çıkmaz, aynı Türkiye’de olduğu gibi insanlar üzerime hücum edince bakmaya bile fırsat bulamadan ortamdan ayrıldım. Ama kısadan , uzaktan elinde pankart olan insanları da süzmeyi bırakmadım. Adımı tutan esmer adamı bulmam yaklaşık 10 dakikamı aldı diyebilirim. Tayvandan kara kaş kara göz bir adamla karşılaştığını gören şöförün suratını görmenizi isterdim. Herhalde içinden “ bu çinliler nasıl da evrim geçirdiler “ demiştir herhalde. Neyse , yine soldan akan bir trafiğe girerek beni kalacağım otele yerleştirdi. Söylemeden edemeyeceğim, ben mutevazi bir otel beklerken , firmanın benim için Sheraton oteli 32. katta bir oda ayarlaması beni çok fazla onore etmedi diyemem. O gazla adama, sabah 8 de gel ve beni al demem de cabası J)

Sabah atladık arabaya , bana verilen bilgi çercevesinde fabrika 1 saat uzaklıkta ama gittikçe gidiyoruz. Döndük dolandık ,ekvatoral ormanların içine girdik. Yeşillik taşların , kayaların arasında taşarcasına fazla ve gür. Fabrikaya geldik , Almana muhabbet , mülakat , İngilizce muhabbet mulakattan sonra işe alındığımızı beyan ettiler. Kısa zaman olunca , bu tropikal ormanda , fabrika yanında mühendislere verecekleri bungalovları gezdik, yemek yedik, etrafı gördük. Almanların , ve tabiki benim , etrafta bizim kedi köpekler gibi gezen maymunları gördüğündeki yüz ifadesini görmenizi isterdim. Hatta fabrika müdürüne ondan sonra “ ben hep şehirlerde yaşadım , ne yaparım” dediğimde “ biz sanki ormanda yaşadık” demesi olaya tuz biber ekmişti. Neyseki, Almancayı biraz unuttuğumdan böyle bir laf ettip diyerek toparlamam sorunu kısmen de olsa rahatlattı diyebilirim. Neyse , 7 saatlik bir tanışma ve tanıtma merasiminden sonra be tekrar yoluma bakıp , memleket Tayvana doğru yola çıktım, tabiki kafamda birçok soru işsareti ile. Çok güzel, çok harika bir ortam , ucuz yaşam ve Asya’yı deli gibi öğrenme keşfetme şansı da cabası , ama aktif, yerinde duramayan Ömürden’e ne olur maymunlarla o soru işareti işte J Artık maymunlar evrimlerini tamamlayana kadar beklemek düşecekti bana J Neyse, 3 gün içinde 3 havaalanını , 3 ülkeyi hatim ettikten sonra , küçük odama geri döndüm. Bundan sonraki süreç karar verme , düşünme zamanı.

Kuala Lumpur ‘da anlatılması gerekenlerden biri de Petronas Kuleleri. Taipei’deki dünyanın en yüksek binasından önceki yüksek binalar bunlardı. Önünde kocaman bir havuzu var , ve birçok yabancı yerli halk, oturmuş havuzun kenarına ayaklarını suya sokuyor, çocuklar havuza atlayıp çıkıyor. Tekrar hatırlatayım aylardan ocak ayıJ) Müslüman bir ülke olunca etrafta Türkiyeye benzer manzaralar görek mümkün. Yemekler de bizim kebaplara benzeyince keyif ala ala hasret giderdim. Dünyanın en ucuz başkenti olması da cabası tabi. Neyse , yolda gezerken , diğer uzakdoğu ülkelerinde rastlanılan Türk dondurmacılarına rastladım. Anlamadığım , bu bölgede dönercimiz yok , ama Türk deyince insanlar dondurma deyiveriyolar. O kadar ünlü yemeğimiz olayımız varken , dondurma demelerine şaşmamak lazım. Son olarak da , China Town ‘ı ziyaret etmenizi şiddetle öneririm. Gezerken bile , pazarlık yapmakta olan birçok Türke rastladım. Burası , sahte nike, adidasların çok ucuza satıldığı bir kalabalık pazar görüntüsünde. Uzman olduğumuz konu olunca, adamın 45 milyona dediği adidas’ı 20 ye kapatıverdik . Burası , diğer yerlere göre, pazarlık payının fazlaca oynak olduğu mekanmış, ben de ilk defa böyle bir şeye rastladım. Akşam gidilmesi tavsiye edilir, “akşam pazarı” lafı bayağı etkili oluyor.

Şu an İstanbuldayım , yine acil ve radikal bir kararla 19 saatlik uçak yolculuğundan sonra memlekete vardım. Şimdi amaç , bilindik bir Türk firmasının Almanyadaki fabrikasında çok kısa bir zamanda işe başlamak. Öncesinde 4 aylık bir İrlanda görevi olacak. Anlaşılan , Asyanın bir ucundaki adadan , bu sefer Avrupanın ta ucundaki bir adaya geçeceğim. Adalarda hayatı anlayan bir insan olarak çok zorluk çekeceğimi zannetmiyorum ancak, ana karadan ayrılıp farklı ülke olarak kendilerini benimseyen ada mantığını anlamak açısından çok iyi tecrübe olacak. Yakında irlanda ve dönüp dolaşıp tekrar döndüğüm Avrupa anılarıyla görüşmek üzere. Keyifle okuduğunuzu umar ,İstanbuldan sevgiler saygılar sunarım.



Ömürden M.SEZGİN
SAL99' ODTU EM 04'
http://omurdens.tripod.com/


Diğer yazılar için http://omurdens.blogspot.com/
Fotoğraflar : http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/
Videolar : http://youtube.com/profile?user=omurdens

1 comment:

Anonymous said...

Die rürup rente auch Basisrente genannt, ist neben der Riester Rente eine weitere staatlich geförderte Form der Altersvorsorge. Seit 2005 ist es möglich eine rürup rentenversicherung abzuschließen. Grundlage der Rürup-Förderung ist das Alterseinkünftegesetz und die Beschlüsse der Rürup-Kommission unter der Leitung des Ökonomen Bert Rürup.

fox tv canli yayin izle