Wednesday, November 01, 2006

Uzakdoğuyu keşfederken..3.seri


Her geçen gün yeni yeni şeyler öğrendiğim uzakdoğunun bu şirin adasından , izlenimlerimi paylaşmak adına sizleri tekrar rahatsız ediyorum. Öncelikle bu yolculuğa çıkalı tam olarak 78 gün oldu. Başta sıkıntılar yaşansa da , şu an tam olarak alıştığımı söylebilirim , en çok zorluk çektiğim yemeklere bile:) Bu yazıda , diğerlerinden farklı olarak , Taipei içinde yaptığım 20 km yürüyüşün izlenimlerinden , ev veya daha do[rusu oda kiralama sıkıntılarından , Tayvandaki başarılı geri dönüşüm sisteminden, burdaki ramazan ve cumhuriyet bayramlarından ve de mevcut durumumdan bahsetmek istiyorum.

Bir şehri , veya ülkeyi en iyi gezme yolunun yürüyerek ve haritasız bir şekilde sokaklarına dalma olarak düşünen bir insan olduğum için , keşfetmek adına sabahın 7 sinde yollara koyuldum. Sabahın erken saatlerinde şehirleri gezmek ayrı güzeldir, bunu Avrupada yaşadığım yalnız gezilerimden biliyorum. Merkezi bir noktadan , bu şirin adanın başkentini gezmeye başladım... Sokaklar erken saat olmasına rağmen dopdoluydu... Uzakdoğulular erken başlıyor göreve anladığım kadarıyla, tatil olsa bile... Öncelikle gürültülerin geldiği bir pazara girdim. Bizim pazarları aratmıyor, her yandan , özellikle yabancı olduğum için beni yanına çağıran bir ses. Ben de en yakın bulduğum kestane satıcısına yöneldim. Cebimden hemen , her zaman yanımda bulunan fındıktan uzattım , beğenmedi ama olsun. Biz de kavrulmuş olarak sattık mı aynı bu kestane gibi seversin dedim içimden. Sonra tekrar devam ediyorum. Gürültünün olduğu bir parka girdim , daha Çince anlamadığımız için kalabalığın bu saatte neden toplandığından haberim yok , ama parklardan bahsetmek gerekirse , her zaman kalabaligin bulundugu yerler.. Egzersiz aletleri var , yaşlı insanlar spor yapmakla meşgul. Bazı kişilerde , banka oturmuş masaj yaptırıyor , bu masaj olayı gerçekten burda çok yaygın.

Yürümeye devam ediyorum. Öncekinden daha büyük, nehrin kenarında bir parka gittim , koşanlar , hatta saksofon , gitar çalanlar var tek başlarına. Parkta özel ayrılmış alanda beyzbol oynayanlar var. Tayvan biraz daha Amerikanvari bir yer olduğu için , burada bu tarz şeyleri görmek mümkün. Zaten futbol burda Beyzbola göre daha az popüler diyebilirim.

Sokaklar yabancı dolu. Birkaç , güney amerikadan geldiğini düşündüğüm grupla , ispanyolca selam verdikten sonra yoluma devam ediyorum. Birden dikkatimi inşaatların önlerindeki uyarılar çekti. Türkiyede bu tarz resimleri göremeyiz sanırım. Adam gülerekten , rahatsızlık için üzüldüğünü söylüyor. Bu belki de burdaki insanların ne kadar da kibar olduğunu gösteren bir sembol. Birçoğunun fotoğrafını çektim , ilgilenen olursa siteden bakabilir. Ancak şunu söylemek gerekir ki , belli bir standart yok, aynı uyarıyı farklı şekillerde birçok kere görüyorsunuz. Başka bir konuda , her tarafta sizi izleyen gizli kameralar. Anlıyamadığım ,bu kadar güvenli , bu kadar saygılı insanın olduğu bir yerde, neden bu kadar kameranın olması. Açıkcacı güvenliklerine , ve özellikle sağlıklarına çok önem veren bir toplum burası.

Sokaklardan şimdilik bu kadar deyip, bu süre zarfında kiraladığım bir odadan bahsetmek istiyorum. Evet , oda , nerde o Bursada kiraladığım 2 odalı sıcak yuva J)) Burda yer dar , küçüçük adaya 23 milyon kişiyi sığdırınca, bana da aynı fiyata bir küçük oda düştü , şehrin merkezinde. Tabiki kiralarken pazarlık yaptık. İnanın 2 saat pazarlık sonunda 6500 NT den odayı , 5000 NT ye indirdim. Dikkatiniz çekerim , pazarlık, az ingilizcesi olan Tayvanlı ev sahibiyle yapıldı.Sağolsun , Çinceyi iyi kouşan Ankaradan bir arkadaş vardı yanımda. Ben söyledim , o çevirdi, demek ki kendim anlatsam daha fazla başarı elde edilecekti J)) . Yine de ev sahibini bayağı bir kızdırdık. Bu arada pazarlık konusuna tekrar döneyim, burda pazarlıkta güçlü olduğumuzu bilen , Türkiyeyi birkaç kere ziyaret eden Rus ve Almanlar, özellikle benle bilgisayar almak için randevu almaya başladılar. Sayelerinde, Tayvan içinde nasıl ticaret yapıldığının daha iyi farkına vardım. Hayır diyememeyen bu insanlara bastırdıkça , fiyatları indirme eğilimi gösteriyolar , ama son noktaları var tabiki. Sinirleniyolar. Az kaldı dayak yiyirordum : )))

Geri dönüşüm sistemi hakkında bilgi vermek istiyorum biraz da. Avrupada gezerken onların sistemini az da olsa tanıma şansım oldu. Tamam onlar da geri dönüşüm yapıyolar, hatta Alman stajyer arkadaşla Bursada kalırken , pillerini özel torbasına koyup, şirketteki pil geri dönüşüm kutusuna attğında pek bir şaşırmıştım. Burda , çöp kutusu yok sokaklarda.Çantamda çöp koleksiyonu yapmaktan , yakında kokmaya başlayacağım, neyseki odamda bizdeki sistemden bir ortam oluşturdum. Ama size çöp toplama izlenimlerim hakkında bilgi vereyim. Burda , özel melodileriyle sokaklarda gezen çöp arabaları var. Nasıl biz de çeşmeye birlikte gidilerse J),burda insanlar belli saatlerde toplanıp , müziği duyduktan sonra, beraber dışarı çıkıp çöp arabasını bekliyorlar.( Cop arabasi melodisi video http://www.youtube.com/watch?v=BmwwmXIu9SA). Fotoğraflarını çekme şansım ayıp olur diye olmadı ama çöp arabasının melodisini videolarıma koydum. Yemek yeme konusunda da deli bir geri dönüşüm var. Açıkcacı bu insanlar , neden yemek yemek için çubukları kullanıyolar diye düşünmedim değil. Gelmeden önce, Samsun-İstanbul uçagında Onur air in dergisinde bu konuyla ilgili bir yazı gördüm.Savaş dönemlerinin birinde, lazım olur diye , metal elde etmek için çatal kaşığı eritmişler sonrasında bunları kullanmaya başlamışlar. Çoğu kişi yanında çubuklarını taşıyor. Olmazsa, dediğim 24 saat açık marketlerden , restoranlardan tahta çubuklarınızı alabiliyorsunuz. Sonunda alıştım da , pek sorun yaşamıyorum yerken J)) Yoksa daha bir 10 kilo verirdim.

Biz Türkler , çoğrafi açıdan o kadar iyi yerdeymişiz ki , onu burda daha iyi anladım. İlk defa Türk olduğum için saygı duyulan bir yabancı ülke içindeydim. Ne yalan söyliyeyim , Avrupada Türkün anlamı farklı ,Amerikada bulunmadım daha ama , orda da çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Hele şu Çin seddinin yapılması konusunda karizmamız yeter burda J)) . Neyse demek istediğim tarihimiz ve bulunduğumuz çoğrafya itibariyle bir köprü gibiyiz gerçekten. Bir yandan Almanlar, ingilizler , İspanyollar , güney amerikalılarla iyi geçinirken , bir yandan da burda az bulunan müslüman Mısırlılar, Yemenliler, Faslılar , Çatlılar ( ilk defa burdan bir insana rastladım,Fransızlardan çok çekmişler ) , Araplar , hatta Kanadalı ve Amerikalılarla iyi geçiniyoruz. Bunu katıldığım Ramazan Bayramı organiazyonunda yaşadım. Özellikle , döner ve izmir köfteyi orda doya doya ekmekle yediğim için unutamıyorum. ( Ramazan buulsmasi video http://www.youtube.com/watch?v=X9ik28hHjFU)

Cumhuriyet bayramı ,Türkiyede ne kadar çoşkuyla kutlanmışsa , burda da öyle oldu. Dünyanın dört bir yanından katılımcılarla , buranın en iyi otelinin Balo Salonunda bu güzel günü kutladık. Ben öcekiki yıllarda katıldığım balolarda olduğu gibi papyonumu eksik etmedim J) Konsolostan bile güzel olunca , yabancılara Türk yemeklerini anlatmak zorunda bana düştü. Köfte, Dolma, Baklava... Aman Allahım!!! Uzaklarda olan biri için bu yemekleri yemek ne büyük nimet , gidenler bilir... İki ayın sonunda böyle bir ziyafeti yaşıyınca , birçoğunu yabancılara bırakmadan ben yedim. Dediğim gibi burda ekmek nedir bilen yok , Konsolosumuz sağolsun bolca ekmek getirmiş buluşmaya,zaten bir de döneri görünce 3 günlük ihityacımı ordan aldım diyebilirim.

Uzun yazdım bu sefer biliyorum, şimdi kısaca Çinceden bahsetmek istiyorum.Bizim dilimiz en zor dillerden biri , ama bazı yönleriyle Çince Türkçeye benzeyince sınıfımın en başarılı öğrencisi oldum . Kurduğum cümleleri , hoca diğer öğrencilere anlatmak için inanın her seferinde 10 dakika harcıyor. Sınıfın büyük çoğunluğu Asyalı , hatta biri Moğolistanın başkenti Ulaanbaatar’ın belediye başkanının karısı. Onlar bile benim kadar dile adapte olamadılar. Demek ki, orta asyadaki geçmişimizin bir şekilde bize faydası var ....

Bu arada önceden de dediğim gibi , burda fuarları kaçırmıyorum.Dünyanın dört bir yanından gelenler burdaki ve özellikle Çindeki fuarları ziyaret ediyor. Bir seferinde, açıkcası ilk seferinde , yabancıyım diye üzerime atlayan bir Tayvanlı vasıtasıyla , burdaki hükümetin tanıtım ofisine sürüklendim. Hergün beni alıp , oraya götürüyolar. Tayvanlı üreticilerin ürünlerini Çince açıklamalarını dinliyorum. Bana bir de İngilizce bilen tercüman atadılar. Gerçekten , CEO seviyesinde üreticilerin ürünlerini bu şekilde anlatmalarını dinlemek, çok ama çok zevkli. Eminönünde yapılanın belki biraz daha profesyoneli , ama inanın bu küçük adada 1.6 milyon KOBİ statüsünde firma var. Demek oluyor ki, 20 kişiden biri patron bu adada , Çine gidenler de var... Çoğu kendi pazarlarında müşteriyi doyurunca, ucuz iş gücü için Çine akmış durumda. Bir bilgi daha , TVT ülkeleri , yani Tayland-Vietnam-Türkiye ilerde bu üretim yerleri için lojistik üssü olma durumunda. Eski ipek yolunun tarihi ,Türkiye açısından tekerrür etmede sanırım. Tekrar çok üreten Asya , Türkiyeyi yeni bir ipek yolu üzerine koyacak....

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Umarım keyifle okuyorsunuzdur. Ne kadar bilgi paylaşabilirsem , o kadar mutluyum. Açıkcası , biz onları ne kadar bilmiyorsak onlar da bizi o kadar bilmiyorlar. Bunu , elimden geldiği kadarıyla , buranın en iyi üniversitesinde , paylaştığım Türkiye tantımıyla, kendi tecrübelerimle daha iyi anlamış durumundayım. Gününüzü doya doya geçirmeniz dileğiyle , sevgiler saygılar , uzakdoğunun bu şirin adasından....


Ömürden M. SEZGİN


Videolar için http://omurdens.tripod.com/
Fotolar için http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/
Geliş Hikayesi: http://www.youtube.com/watch?v=eN4Sd4b2d9o

No comments: