Wednesday, July 11, 2007

Amsterdamned …. 10.seri


Tekrar bir macerayla basbasayiz. Uzakdogu kadar macera cikmaz, bukadar etkili olmaz dedigim Avrupdan da cok daha etkili bir tecrübenin esintileri yer alacak bu yazida.

Neyse, Almanyada her zamanki gibi sessiz sedasiz bir yasantiya devam ediyoruz. Önceden de dedigim gibi her gittigim ülkede , sehirde , ana kontak yeri olarak üniversiteleri ve üniversite organizasyonlarini arastiran bir insan olarak , bu konulardan bahsetmek istiyorum öncelikle.

Tiyatroyu seven ve Bsoch yillarinda , Bosch tiyatro grubunda is disinda saatlerini harcamaya bayilan bir kisi olarak , Koblenz ünversitesindeki grubun ilanini görür görmez hemen bir mesaj atarak katilma istegimi bildirdim. Almancamin bu noktada yeterli olmadigini söyleyip sadece kücük rol olursa seve seve alabilecegimi bildirdim. Almanlar bu noktada acik insanlar , tamam dediler. Gün catti , Carsamba is cikisi zor da olsa bulusmanin olacagi , üniversitedeki dersliklerden birine gittim. Ilk ani anlatmak biraz garip… Icerde Almanlarin kaynadigi bir ortam , ve simsiyah sacli esmer bir cocuk iceriye giriyor. Tabi bendeki saskinlik kadar onlar da sasrimadi degil. Ne isi var gercekten bu adamin aramizda dediklerini hissettim. Hele bir de metinlerin cok agir oldugu bir grupta bu Türk nasil da adapte olur? Acikcasi cekinmeden her ortama giren , ve alisan bir yapim oldugu icin sinifa girdim ve oturdum. Heyecanli an benim kendimi tanitma safhasinda cereyan etti. Türkiyeden geldim , burda calisiyorum , tiyatroda oynadim yillarca…tamam. Eee calisan biri olarak katilabilecek misin ? Natürlich J tabiki neden olmasin ? bu is de tamam , sadece benim kaygim Almanca konusunda adapte olup olamayacagimdi. Onu hallederiz dediler , ve ben bu gruba dahil oldum. Verdiler elime metini , millet tabi kendi dilini sakir sakir konusuyor, bana gelince net anlasilmayan kelimeleri telaffuz ediyorum. Bu zor tiyatro metininden bir sey anladiysam Arap olayimJ Neyseki kisa zamanda tanisma ve okuma fasli bitti ve ben disari ciktim.

Duraga dogru yöneldim. Malum üniversite uzak olunca, otobüslerle ulasimi sagliyorum. Saat 20:00 da ordaydim. Almanlar gibi planina özen vermeyen ben , otobüsün 19:55 te kalkmis oldugunu görünce kahroldum ve beklemeye basladim. O sirada , sen sakrak 3 kisilik bir Alman genc duragin önünden gecerken , bana ingilizce bir seyler demeye calistilar. Ne olyuro dedim , hadi Almanca konusalim. Yine de ingilizce devam edince bozuntuya vermeden muhabbete katildim, ve yalandan otobüsün ne zaman kalkacagina dair doru sordum. Hicbir fikirleri yoktu. Olsa da önemli degildi , ben 1 saat kadar orda beklemem gerektigini biliyordum. Onlara da söyleyince, gelsene bizle dediler, okulda parti var . Dönem sonu partisi. Vay dedim , o kadar etkinlikleri takip eden bir adam olarak , bu büyüklükte bir dönem sonu partisinden haberim yoktu. Ortama bir girdim , yemekhaneyi tam parti havasina bürütmüsler. Almanlar sakin adamlar , saat gece 1 e kadar pistte dans eden , haraket eden yok , sürekli bir icme ve muhabbet. Ben de orda rastladigim , Iranli Türk arkadaslarla sohbete daldim. Baktim millet oynamaya basliyor , attim kendimi piste. Tiyatro grubunda bana normal olarak basta soguk davranan elemanlardan birisi tak karsima geldi , benle oynamaya basladi. Saatler saatleri kovaladi. Ertesi gün ise gitmek durumunda olan bendeniz , satin 3 ünde devam eden eglenceden ayrilmak zorunda kaldim. Taksiyle evin yolunu tuttum. Uzakdogu taksileri gibi söförle muhabbet olmasa da , beni taksi de yanlarina alan , sehir merkezine giden elemanlarla iyi muhabbet ettik. Sonucta 1 saat bekleyip eve dönmeyi planlarken , 6 saat kadar daha üniversitede etkinlik icinde kalma durumum oldu. Aslinda seviyorum galiba bu sans eseri olaylari J

Simdi yavastan arkadas tanidikca, samimiyet ilerledikce , daha da sevmeye basliyorum buralari. Yavas yavas bu sessiz sedasiz sokaklar anlam kazanmaya basliyor. Evde oturdugum siralarda, malum internetteyizJ Boschtan arkadasim Mehmet vasitasiyla onun yakin arkadasi Senolla tanisiyorum. Skype tan konusma falan derken , haftasonu icin plan yapar hale geliyoruz. Ben bu internettin herseyini seveyim. Acikcasi , benim de kafamda bir plan vardi, amac Brukselde master yapan Anilla beraber Amsterdama gitmekti ki, bilet bulamama , ve pahali olmasindan vazgecmistim bu isten. Cuma günü geldi , Senolla son bir konusma, adam dedi tamam abi sana geliyorum. Olay birden maceraya dönme noktasina gelmisti. Atladi geldi bana, aksam bolca Türkce muhabbet ettikten sonra , keyif beni bogmadi degil. Hatta ev arkadaslari Frank ve Andinin de cok hosuna gitti. Ertesi gün 07.07.07 , yani benim belki de yasayacagim en güzel dogum günü tarihim. Sabah kahvaltisi , biraz sohbetten sonra hala daha bir karar vermedik nereye gidecegimiz hakkinda. Bu Avrupada mesafeler kisa, tamam Amsterdama gidiyoruz.

Atladik , Senolun aldigi yeni BMW ye. Gercekten arabanin iyisi ile seyahat eden Almanlar yoldan da keyif aliyorlar . Hiz sinirinin olmadigi Almanyada 200 km ile kisa zamanda Hollanda sinirina geldik. Burda ise dert basliyordu sürücü icin, sinir 120 km. Tamam on ada uyduk ama navigasyon calismayinca Amsterdami bulmak icin zorlandik diyebilirim. Anlamadigim bu kücük ülkede neden basente nasil gidilecegi ile ilgili tabela cok fazla koyulmaz. Türkiyede nerden cikarsan cik , bir Istanbul bir Ankara tabelasina kesin rastlarsin. Neyse , sonunda Amsterdama zor bela vardik. Yolda kartim vasitasiyla internate girebilecegim icin , o anda sans eseri nete giren , Amsterdamda yasayan Caglarla iletisime gectim. Dedi iki kisi bana gelirseniz kalacak yer var. Amsterdami bulmak konusundaki sikintidan baska hersey yolunda gidiyordu. Ama Amsterdamda Caglarin evini bulana kadar anamiz agladi. Herhalde , 15 kisiye falan sormusuzdur.

Aslinda bir baska garip olayda, o sirada Brükselden gelen Anilla da bulusma organizasyonu yapan ben, Caglardan aldigim mesaj sonrasi hic beklemedigim , Anildan da bulundugu yer hakkinda mesaj gelince, iki adres tarif eden mesaji karistirdim mi , iste o zaman allak bullak oldu. Caglar baska yerde, Anil sehrin merkezinde bir kafede. Sordugumuz bu 15 kisiden 10 u , bu sikintidan dolayi bayagi bir karisiklik yasadi. Neyse sonunda evi bulduk ve Amsterdam sokaklarina akacak hale geldik.

Geceyi amsterdam sokaklarinda , sizmis yari baygin insanlari izleyerek , muhabbet ederek gecirdikten sonra eve donduk . Neyse, sabah Caglarlarda bir kahvalti ve Almanyaya dönüs. Iyi ve macera dolu bir haftasonu , Türk müzikleriyle dolu enfes bir yolculuk ve yuvaya dönüs… Bundan sonra haftasonu macerlarinda cok bulusacagiz gibi geliyor. Kalin saglicakla …

Ömürden M. Sezgin

Saturday, June 30, 2007

Avrupa yollarina düstüm yeniden…..9 seri


Saat 3 olmakta Almanyada , su an Dünyanin baska yerlerinde , Tayvanda sabah oluyor .Ordaki dostlari aradim uyanmislar , kahvaltilarini yapiyolar. Nasil bir Dunya nasil bir iletisim. Bunu bugun Koblenz Universitesinin bilisimi tartismak icin duzenledigi bilisim gecesinde de yasadim. Malum yabanci bir ulkeye gidince ilk hareketim arastirmaci ruhum geregi:) universitelerle iletisime gecmek. Ama su gercek ki, hocalara attigim mesajlar da Tayvana gore daha hizli ve cok yanit aldim. Bilisim gecesinde de yaklasik 3 profesorle bulusma sansim oldu. Kafalarini bilisimle bozmus , ancak dunyanin sadece Avrupadan olustugunu dusunen bir grup olmuslar yillar gectikten sonra….

Bugune kadar neler yaptim. Tekrardan bir Turkiye ziyaretim oldu. Hem de nasil ? O kadar sansliyim ki ayin ücüncü haftasina ODTU mezunlar derneginin geleneksel bulusmalari demek.Istanbulda kalisim bir hafta daha uzayinca dunyada en cok keyif aldigim bu bulusmalara da katilma sansim oldu. Ondan oncesini anlatmak gerekirse , Türkiyeye gelme de bir baska nedenim , asil nedenler haric, Tayvandan ve Almanyadan devam ettigim online masterimi basarili bitirmekti. Once Kölnden Ankaraya geldim , elimde bavullar , sirtimda 3 tane dizüstü bilgisayar. Sabahin 5:00 indigim Ankarada sagolsun avukat arkadasim Yahya sahiplendi beni . Sabah 5:30 da kapisindaydim Keciörende. Telefon actim ama duymadi , olsun . Inanin dolanarak gelen biri icin Ankara özlemini yenmesi acisindan saatlerce Keciörenden o essiz Ankara manzarisini izlemeye doyum olmuyor. Ta ki , Yahya uyanip , benim aradigimi farkedene kadar. Atladip gittim eve , ancak malum sabah sinavim var, bitirme sunumum var . Ne enerjik adammisim ki , onlari da bir güne sigdiracak kapasitem var. Herhalde kapasite analizi yapsalar, adim gibi Ömürden dolu bir adam cikarim ama su ana kadar tam kapasite ugrasacagim bir etkinlik bulamadim. Neyse sabah derslere bir gözatip evden ciktiktan sonra solugu 1 yil kadar ugramadigim ODTU de buldum. Ben ne kadar cok seviyorum bu okulu , anilari. Baska mezunlari bilmem, eski mezunlar tabi ki benden daha cok haz aliyorlardir ama 3 sene gecmis olmasina ragmen göz yaslari icinde kalabilirdim geldigimde. Neyseki sinavlari ve sunumlari birbir atlatip saniyorum basari ile bu masterdan da mezun olacak sansi elde ettik. Nasil olsa da efsane oluvermistik , malum Tayvanlardan , Almanyalardan geliyoruz sinavlari almaya J

Sinavlarin oldugu aksamlari takmayip , bölümden arkadasim Ermanla, erzaklari alip stadyumda eski günleri yad ettik. Etrafta eglenen , lisans mezuniyetlerini kutlayan ogrenciler arasinda onlar kadar eglenemedik ama yine de anilari yad etmek onlar icin de bizim yad ettigimiz gibi cok daha eglenceli olacak. Neyse Ankaradan ayrilma vakti gelmisti , artik 1 seneden görmedigim memleteket gidiyordum. Samsuna... Neler degismistir kimbilir. Ailemi Tayvan dönüsü görmüstüm ama memleketi görmesi de ayri bir etki yaratiyor insanda. Direk Samsuna otobüs bulamayinca atladim , Berkerle son ödevi hazirladiktan sonra, Rize otobüsüne. Vay be memlete gidiyordum. Ankaradan 5 sene boyunca yollari ezbere bilen benim gibi bir insan icin gercekten cok keyif verici bir yolculuk oldu. Beni Samsunun yeni yapilmis otogarinda Firat ve kardesim Varlik karsiladi. Eve gittigimde, hayatimdaki en büyük mutluluklardan birini yasadim.O anda , gezmeyi degil de , belki de özlemeyi cok sevdigimi anladim.Evet ben özlemeyi seviyorum , cok ama cok özlüyorum.... Annemi , babami , kardesimi , evimi...Yillar önce ayrildigim odami , masami , yatagimi...Neyse, ailemle de güzel üc gün gecirdikten sonra, Istanbul yollari bana gözükmüstü. Onur airden aldigim biletle, Istanbula gidecektim , aksam vaktini tercih ettim ki hem ailemle daha cok vakit gecireyim hem de Istanbulda bulunan dostum Kadir bana bu noktada karsilayicagina dair garanti vermisti.

Istanbula gecenin 12 sinde vardim. Kadir arabayi havaalaninda alakasiz bir yere park edip beni almaya gelince, dönüste arabayi bulamadik tabi . Tabi bir karadenizli olarak gözle cin gibi olunca, arabanin polis cekicisi tarafindan götrüldügünü görünce beni de birakip havaalaninda arabayi takibe basladi. Ben de pesinden esyalarimla kosturmaya... Neyseki bize cok daha pahaliya mal olacak bir olayi , 90 ytl ile halletik. Tabi yarisi benden cikacakti. Kendisi bu konuda iyi, ben de para bagislama konusunda iyi olunca 1 haftadan sonra artan Istanbul kalisimiz bana beklenen de pahaliya patladi. O hafta icinde Ali ile beraber olup , kafamizdaki fikirleri tartisma , Bilalle de oturup konusma sansimiz oldu. Tayvana gitme de sonuna kadar kararli Volkan arkadasimizi da tanisma cabasi. Umarim yardimci olabilirim bu fikre kesin karar verdiginde.

Istanbulda bir hafta yeni acilan Kanyonda islere devam etme durumum oldu. Ne güzel yer gercekten. Bir taraftan Halici , bir taraftan Bogazi görebiliyosun. Yapanlarin eline saglik. Gercekten doya doya bir Istanbul yasadim sayelerinde...

Haftasonu istanbuldan atlayip Ankaraya mezunlar gününe katilmak icin gittim. Cumartesi gunu mezunlar gunu , Pazar gunu de mezuniyeti yasayacacagim icin okulda 2 gun icinde hem mezun hem de bir ogrenci olarak iki ayri mutluluk yasama firsatim olacakti.

Kalacak yer icin yurtlar ayarlaniyor. Yeri ayirttim, Konukevinde. Sonrasinda daha nostaljik olmasi acisindan 5. yurtta kalanlari görünce üzülmedim diyemem. Konukevi iyi ama 5. yurttaki havayi yasamak her acidan iyi olabilirdi.( Gerci 4. yurtta kaldim ilk geldigimde, 2 saat suren bir sakadan sonra ayrildim , ayrildigim gunde pisman olmustum ) Sabah saatlerinde yurda geldim , giris islemleri yapildiktan sonra odama ciktim. Omurden Sezgin aramiza tekrar hosgeldiniz yazili bir kagit ve 5 yilimi gecirdigim o guzel yurt odalarindan biri. Kucuk , sevimli , masalar ve ranzalarla dolu yurt odasi. O anda , mezun olali cok fazla zaman gecmemis olmasina ragmen , icime bir huzun cokuyor. Ne guzel yillar gecmis, tekrar donsem , tekrar bu yurt ortamina geri gelsem diyorum icimden. Inaniyorum ki , 10 . ve 20. yilini kutlayan mezunlar benden 10 , 20 kat daha keyif almislardir bu hazirlanan ortamdan. Birkac saat uyuduktan sonra, Kultur Kongrede konser , ordan Anitkabir, ve bolume geliyorum. Bolumde torenlerle madalyalarin verilmesi, sohbetler , eski anilarin yad edilmesi. Ne kadar da cok seviyorum bu ortami. Hic bitmese …

Aksam , mezunlar cimlere yayiliyor. Tum donemlerden, tum bolumlerden insanlar var , sohbetler geceyarisina kadar devam ediyor. Sazlar caliniyor , turkuler soyleniyor. Son dakika bir kosu Kizilaydan aldigim darbukayi kullanamasam J da iyi geciyor gece. Eski arakadaslardan , bölümden Erman ve Beslin var, konu bask yönlere cekiliyor ama olsun J Eskiden , hocam saat 12 :00 oldu deyip bizi yurtlara surukleyen gorevliler yerine, simdi cimdeki sohbetimize yurtlar muduru bizzat geceyarisi katiliyor. Yurtlara gitmek yerine sohbet saatlerce , o cimlerin uzerinde devam ediyor. Yurt mudurleri , gorevlileri ilginc insanlar , hadi beni hatirliyorlar ama, 10 senelik mezunun da soyadina kadar hafizalarinda tutmuslar. O kadar ani ,malzeme var ki , bir kitap da onlar cikartabilir. Yorgunluk basgosterince, istenmese de ayriliniyor ortamdan ve tekrar yurt odalarimiza dönüyoruz. Cumartesi gunu boyle gecti , tekrar o eski tadi yakalamak guzel oldu. Iyi ki bu bulusmalara onem veren bir okulumuz , hatta bu noktada ornek bir bolumumuz var. Siddetle tavsiye ediyorum , hatta bir an once yaslansam da daha buyuk tad alsam diye beklemedeyim J)

Pazar sabah , hep beraber kahvalti , ve sunshineda sohbetlere devam . Bu sefer heyecanlanan ogrenciler ve mezuniyet torenini izlemek isteyen velilerle dolup tasiyor okul. Saat 18 :00 gibi acaba mezun oldugum « internet uzerinden bilisim » bolumunun de grubu var mi diyerekten gittigim kalabalikta birden yerde bir care birakilmis bolum levhasina rastliyorum. Ne cüppe almisim ne diploma icin cikis hazirliklarini yapmisim. Orda kazakistandan , yine uzaktan masteri bitirmis bir arkadas. Cüppesini almis , hersey hazir. Saat 21 :00 da yola cikacak biri olarak cok fazla kalmamam gerektigini anlayip ortamdan ayrilmak isterken, cüppeyi aliyor bir de fotograf cektiriyorum. Kazak arkadas , « al abi , sen yuru , tur at stadyumda diyor » , olmaz falan desem de kendimi tek mezun olarak stadyumda buluyorum. Bizim 2007 mezunlari da orda, hepsine hayirli ugurlu olsun tekrardan. Onlar kadar heyecan yasamasam da , mezunlar gunu heyecanindan sonra mezuniyet heyecanini tekrar yasiyorum.

Bilmiyorum , kacimiz bu zamana kadar katildi , mezunlar gunune , ama ben cok ama cok keyif aldim. Herhalde yillar gectikten sonra daha da keyifli hale gelicek. Tesekkurler ODTU
Mezuniyetin ardindan acele bir sekilde Caglar beni Havasa binmek uzere Astiye götürdü Havas soforleri , ve yanindaki birkac eleman oturmus cay iciyorlar. Heyecanla elinde cantasiyla beni farkettiklerinde , aha kuzu tuzaga dustu deyip , uzerime atliyorlar. Abicim sen yetisemessin , bak ben Havas taksiyim , seni gotureyim. Yetisememe konusunda hakliydi belki bu yurdum insani , ama ne kadar diye sordugumda 90 kusur demesi haklilgina golge dusurecek seviyededeydi. Orda Havasin soforunun soyledigi de 90 .Beni alip goturecek korsan adam sonrasinda , hadi 60 olsun diyor. Ben 50 deyince, hic israr etmeden tamam hadi diyerek cantami sirtliyor. ASTInin disina gidiyoruz. Her taraf taksi dolu , nerde bizimki diyorum. Geliyor abicim diyor. Ben gec kalmisligin telasiyla sinirlenmeye basliyorum. Aha geldi diyor, dedigi beyaz bir tofas , bu mudur taksi diyorum. Abicim , Havas taksi bu , veya buna havas taksi deniyor. Gozumu karartiyorum ve biniyorum , o ikilemde zaten ona mi buna mi bineyim derdinde degilim. Ama adam israrli , cantalari arabaya dizmis bulunuyor.
Yola ciktik. 2 haftalik , Ankara , istanbul ,Samsun seyahatlarinde , taksicilerle siyasi nabzi tutmaya calisan ben , burda telastan hicbirsey demiyordum. ( Bu arada taksi soforlerinin goruslerinden derlenen siyasi tabloyu yakinda anlatmaya caliscagim) .Adam ,abicim bana bir su alirsin diyerek muhabbet etmeye calisiyor. Tamam deyip ben de aliyorum.Tabi arabadan cikmadan. Sise bitiyor , sanki adam kucucuk kagit atiyor, o da atilmaz ya.... Plastik siseyi aynen disariya, otobana dogru savuruyor. Ha bu arada yakinlastikca telas azaliyor , biraz siyaset konulari acilmaya basliyor. Vatanimi cok seviyorum muhabbeti aciyor. Ya diyorum bu nasil vatan sevmek , siseyi camdan firlattin ya... Abicim diyor , ben atmasam ne olur. Zaten otobanlari temizliyorlar , is kapisi aciliyor iste temizlikcilere. Adamdaki zihniyete bakin !!! Neyse , ASTIde herkese selam vere veree gelen korsanimiz , Esenboganin kapisindan da guvenlige selam vererek , hatta korna calarak geciyor. Duruyoruz havaalaninin girisinde. Ben , adim kadar emin oldugum 50 YTL yi bu korsana veriyorum. Burasi iste en onemli yeri , bence deli gibi saflik yapiyorum, hem de nasil bir saflik!!!!!.... 50 ytl vermemisim gibi , korsan bir dalginligimla abicim bu 5 ytl demez mi ??? Yaw nasil olur , ben sana 50 verdim ? adam guleryuzlu , abicim falan filan. ee ben gec kaliyorum. cebimden bir 50 milyon daha cikariyorum. 5 i tabiki geri aliyorum. Hadi diyorum görüsürüz.. Arkamdan bir de su 5 ytlyi de sigara parasi yapsana abicim diyor. Ben yok diyorum. Ayakustu 45 ytl hic oluyor. Tabi o an farkinda bile degiliz, nerdeyse aciyip 5 i de vericegiz.
Havaalaninda yetisme telasi bittikten sonra ziller caliyor. Biraz sorusturma, arama , sikayet derken , olayin kafamda tasarlandigi sekilde olduguna kesin kanaat getiriyorum. Polisin bana dedigi , abicim ne kadar saflik yapmissin. Benim derdim para da degil be kardesim , kacakciliktan Ankaranin gobeginde para kazanilmasinda diyorum. Adam tek basina cete gibi , ASTI biliyor, havaalani biliyor. Asti -Havaalani arasi adama rant kapisi. Polisin dedigi , burasi Turkiye kardesim , olur boyle seyler. Ohh bee , rahatladik. Kazayla adam oluyor bu memlekette!!! Ah be Caglar beni Havaalanina biraksin Taksiciden zengin olcaktin diyorum kendi kendime J Bugun icinde , buyuksehir zabitayi ariyorum , benzer cevaplar .Ankara Taksiciler dernegini ariyorum, beni zabitaya yonlendiriyor. Plakayi aldin mi ? yaw almasak bile adam orda elini sallaya sallaya geziyor. Dedikleri , cepci var ya cepci , bunlara da copcu deniyor hemserim , gecmis olsun :)) Bitti , konu kapandi... Neyse , aman dikkat !! 100 ytlyi 20 , 50 ytl yi 5 yapiyorlar. Burasi Turkiye deyip gecip gidiyorlar ... Basit numara nasil yedim , cok icime oturdu acikcasi... Paylasmak istedim...Varsa arayabilecegim baska yerler , bildiren olursa sevinirim. Dikkatli olmak dilegiyle...
Evet , sonunda Köln havaalanina variyorum. Internetten baktigim tren seferi olmayinca, Pazartesi sabahi 4 e kadar kaldim havaalaninda. Sevdigim bir olay , problem yasamak. Zaten problem yasamasam mutlu olamyan bir insanim J Neyseki alelacele eve geliyorum 2 saatin sonunda, cantami hazirlayip eve gidiyorum.... Yazilari yaziyorum, cok seviyorum anilari paylasmayi ... Bilgi paylasildikca cogalir..Sevgiler saygilar...
Ömürden M. Sezgin

Wednesday, June 06, 2007

Almanya semalarinda Ömürden gidiyor ….8. seri

Almanyaya geleli su an tam 1 ay oldu. Neler yasadim ki bu gurbet eller de neler… Acikcasi uzakdogu ve ardindan 2 aylik Turkiye sonunda da 1 ay Almanya olunca benim de basim döndü diyebilirim. Ama hayat bu , tecrübeler bu yaslarda yasaniyor. Acikcasi boyle desem de bazen kendim bile inanmiyorum dediklerime. Ömürden diyorum , bu kadar haraketten sonra ne gececek eline, otur oturdugun yerde. Neler kaybetmedim ki bu olaylardan sonra , belki firsat maliyeti olarak bakmak lazim kaybettiklerime , ama arkama dönüp baktiktan sonra üzülmüyor degilim. Boschtaki is yasami, ordaki dostluklar, Bursa MMO , ODTU mezunlar dernegi , ve 3 yil beraberlik kurdugum özel kisi…

Neyse , tekrar dönelim yeni hayatimizda neler döndügüne. Öncelikle , burdaki is yasamindan bahsededyim. Isimize alistik sayilir, sabah git aksam cik , her zamanki olagan sürec. Ev yasami , daha dogrusu ev bulmak burda zorladi beni diyebilirim. Malum okuyanlar bilir, Tayvanda alan olarak odalar ne kadar pahali olsa da , üstün Türk pazarlik yetenegimizle ordaki güclükleri asmistik. Burda ise , tam tersi , para ne kadar isteseler vericem , ama Türk müsün , biraz cekiniyor insanlar . Alman ögrencilerin genelde beraber kaldiklari, WG ( Wohngemeinschaft) dedikleri , evleri aramaya koyuldum geldigimde. Herhalde 20 kadar yer aramisimdir. Almancamizin bozuk olmasindan dolayi , en az 10 u , doldu kardesim diyerek bizi tersledi. Ben en azindan böyle düsünüyorum.Birkacina da mülakata cagrildim. Acikcasi basta böyle kolay olur diye düsünüyordum ama eve gittigimde , karsimdaki cocuklarin ellerinde mülakata cektikleri kisilerin listesini görünce bu evleri girmenin, ise girmekten veya Almanya vize almaktan zor oldugunu gördüm.

Neyseki sonunda, iki Almanin kaldigi mutevazi bir yer buldum. Mutevazi dedigime bakmayin , diger evlere goöre biraz daha pahali olan bir yer. Ama tren istasyonuna yakinligi , ve mecburen bir ev bulma gerekliligindeni dolayi beni cagirma tekliflerini geri ceviremedim desem yalan olur. Neden yalan olur, bu evi bulduguma o kadar sevindim ki , bana verilen , ve kendi tercihime göre harcamam gereken para nerdeyse suyunu cekmek üzereydi. Hatta adamlara yalvarmama ragmen, bir de ev sahibi senle konusacak demezler mi , sanki NATOya adam aliyolar. Ben de bir süre kaldigim oteli bu yüzden degitirmek zorunda kaldim. 60 euro bir otele vermek hakkikaten insanin belini büküyor. Neyse ev sahibiyle de yapilan mülakattan sonra eve kabul edildim. Inanin ise girmis kadar sevindim.

Asil dertler bundan sonra basliyordu tabi. Evde bana verilen kücük bir yatakla odamda kendimce bir yatma , hatta uzanma yeri olusturdum. Tabi bu ne kadar giderdi kimbilir. Bir an önce esya alip Almanyada da düzenli hayata gecmem gerekiyordu. Malum Tayvan , Bursadaki esyali evlerim derken , burda da uzun vadeli bir ev düsünme sansim cok yoktu. Sirtina cantasini takan , ordan oraya savrulan Ömürden icin , bu kadar pahali esyalar alip , tamamen kurulmak mantiksizdi. Gezmeyi seven bu sahsiyet, zaten bu evde de cok uzun kalamazdi. En azindan haftasonlarini bu evde gecirmeyecekti. Bakalim durum nasil olur o bilinmez ama esya sartti.
Evdeki kisa yasamimdan da bahsetmek gerekirse ; Almanlarin hepsi sitematik ve organizasyon hastasi diyebilirim. Plan plan plan… Evdeki ilk haftamda evi temizlemek adina is bolumu yaptik.Bana mutfak cikti. Ben kisaca temizleyecegimizi zannederken , elemanlarin saatlerini banyo ve koridorlari silmeye ayirdigini görünce . mahcup olamamak adina, Bursada belki de 2 yildir mutafaga verdigim ozeni burda iki defa mutfak temizlerken verdim. Evi temizle, evde yemek yap , yatagini topla, kokma J , gibi bir cok disiplinel haraketten sonra annem artik benimle gurur duyardi sanirim. Askere gitmemis olsam bile, burda Almanlarla askerligi yasiyorum diyebilirim. Hatta yakin zamanda, ev sahibinin kontratta yazdigi , benim su asamada yeni ogrendigim ev boyama isine de gececegiz gibi duruyor. Ne zaman onun adina da toplanti yapariz bilemiyorum J))

Almanyada akrabasi olmayan , acikcasi bulundugu yere yakin bir tek arkadasi olmayan , bendenizin imdadina Boschta staj yapmaya gelen , ilk gördügümde Alman sandigim , hatta Almancami bu adamla gelistiririm dedigim Metin kardesim yardimci oldu. Yaninda Trabzonlu arkadasi Mehmetle geldiler bir Cumartesi günü. Ömürdene kalsa , IKEA ya ya tek basina gitmek , ordan esyalari almak bir iskence olabilirdi. Onu , arkadaslar geldikten sonra anladim. Saat 13:00 da gittgimiz IKEAdan esyalari saat 18:00 da eve getirebildik hem de arabayla iki sefer yaparak. Adimin 1 euro oldugu bu memlekette Ömürden bu isin altindan kalkabilir miydi ? Hayir tabiki. Ne kadar sükretsem azdir Metin ve Mehmete. Hatta , Almanyada yasamis olmalarindan kaynaklanan , biz Türklerde fazla bulunmayan , planlama kabiliyetlerini taktir ederim , kendi plansizligimi lanetlerim _:)) Metin e bu arada bana hediye ettigi o lüks , tekerlekli , sallanan beyaz koktuk icin tesekkür ediyorum. Keske 6 saat boyunca montajiyla ugrastigim malzemelerin kurulumuna da yardim etselerdi J) 18:00 da basladim gece 01:00 da kan ter icinde bitirebildim. Neyseki su an cok guzel bir odam var…

Genel hatlariyla 1 ay icinde olan biteni özetlemeye calistim. O arada aslinda Istanbulun kardes sehri , kedimi Istanbuldaymisim gibi hissettigim Köln hakkinda birkac cümle etmek isterdim ama bundan sonraki ayrintili gezilerimde anlatirim. Kisaca bahsetmek gerekirse , (yine dayanamadim) , Ren nehrinin ortasindan aktigi, köprüleriyle bana bogazi andiran Köln gercekten Avrupanin enfes sehirlerinden biri. Bu zamana kadar 4 kere ziyaret ettigim Köln e , is kalma derecesinde ciddiye bindigi zaman ayri bir sevdim. Bu arada kaldigim sehrin adi Koblenz, o da Ren nehri kenarinda 150 bin nufuslu bir sehir. Ren nehrine uzanan Alman kösesi görülmeye deger yerlerinden birisi. Ama bundan önceki yazimda bahsettigim gibi , in ve cinin cirit attigi , sabaha kadar top oynadigi sokaklar burda da mevcut.

Almanyadaki su ana kadarki gozlemlerimin ve bundan sonraki hayatimin yorumuna gelince, acikcasi , Ankara ,Istanbul , Bursa gibi yerlerde yerinde duramayan , kipir kipir ordan oraya kosturan Ömürden Sezgin icin buralarda yasam cok da kolay olmayacak. Bir gunde 5 isi hallederken , burda yapacak is olmayinca haftasonlari eve kapanir oldum. Gerci su siralar , 5 donemden beri , Tayvan ve Almanyadan dahi devam ettirdigim yuksek lisansimin son asamalariyla ugrasitim icin , evde oturmak olagan sonuc. 2 aydir bir tezi yazmaya calisiyorum. Herhalde su sikintiyi , bu hafta gidecegim ODTU de atlatabilirsem , bundan sonra daha aktif olmaya calisacagim.

Gurbetci ulkesinden sevgi ve saygilarimla…

Ömürden M.Sezgin

Tuesday, May 08, 2007

Biraz memleket , yeniden yollar…7.seri




Uzakdoğu macerasına başladık, devam ediyor , ha bitti ha bitecek derken sonunda memlekete döndük. Zor karar olsa da , artık düzenli bir hayata , düzenli olmasa da elimizin artık tekrardan para tutması gerektiği sorumlu bir hayata adım atmanın zamanı gelmişti. Zaten çok da özlemiştim , simidi , döneri, kahveyi ve dostlarla yüzyüze sohbeti ... Şubatın 19 unda , tam Çin yeni yılı başlama arifesinde aldım kararı ve atladım geldim istanbula, dediğim gibi artık burda tekrar iş yaşamı başlıyordu.

Başlıktada da dedim ya , biraz memleket sonra tekrar yollar , o işte birazın içini açalım. Ne de olsa uzaklardan gelince insanın daha iyi karşılaştırma şansı oluyor, sürekli görürken alıştığı şeyleri. Önce ulaşımdan bahsedeyim. Malum yeni işimiz ve yeni aldığımız evler aynı yakada olsa da , tam zıt bölgelerde olunca kahrını biz çektik. Hayatımda herhalde üst üste saat sabahın 5 lerinde dikilip otobüslere koştuğum zamanı ilk bu zamanlarda yaşamış oldum. Koş Ömürden koş , kaçtı kaçacak. Ama orada gördüm ki, otobüs şöförleri de az çekmiyorlar. Benim 6:00 da koştuğum otobüsü oralara getirmek için ne kadar yol tepti , saat kaçta kalktı kimbilir.

2-3 vasıta değiştiriyorum her sabah. Bunlardan sonuncusu , belki de istanbulun en uzun otobüs güzergahını tek başına giden 500T. Belki , çoğunuz duydunuz veya binme onurunu elde ettiniz ama bendeniz yaklaşık 1 ay bu otobüslerde seyahatin keyfini sürdüm. Sanki , tekerlekli yatakhane. Bizim durağa geldiğinde acaba binebilir miyim dediğim bu otobüslere , biz her sabah aynı duraktan 10 kişi biniyoruz , sonraki duraktakiler de cabası. Ama içerde öyle güzel bir dayanışma , öyle güzel bir omuz omuza secda var ki, millet birbirine sarıldıkça ayakta uyuyabiliyor. Yer kaptı kaptınız , kapamadınız direklere yaslanıp uyuyacaksınız. Ancak bizim durağa geldiğinde , bizlerde 10 kişi binince içerde tam bir sevgi çemberi oluşuyor ki sormayın. Millet otobüs sallandıkça beraber sallanıyor , birbirine yaslanmış ayakta uyuyor. Şöför , iki arkadaki iki ayaklık yeri gözüne kestirip, “ilerleyelim beyler “ dedi mi, o kenetlenmiş kalabalık hep bir ağızdan arkaya doğtu yürüyor. Tam bir kardeşlik , mutluluk ortamı...:)

Sokaklar, yollar ...İstanbulun belki de en sevdiğim yanı bir vapura atlayıp karşıdan karşıya geçmesi sanırım. Şehirde bile yolcuğu düşünüyorum ya yuh bana artık... Kadıköyden bindi mi vapura ver elini beşiktaş , eminönü.. Geçersin vapurun kıç tarafına , bir yandan şarkını tüttür, bir yandan simitleri martılara savur. Başta bayağı ilginç gelmişti ama alıştım şimdilerde sanırım , martıların havada kapmalarına. Dünyanın en güzel kavuşma yerinde , bir oradan bir oraya uçup, bedavadan J simitleri götürüyorlar.

Memleketi anlata anlata bitirmek kolay mı? Dedim ya yine yollardayım. Şimdi de bir süreliğine, uzakdoğudan da uzun süreliğine yerleşik hayata geçecegim , çok yakında tanıdığımız Almanyaya geldim. Buranın küçük mü küçük bir kasabasında otelde yerleşik hayata geçme pravoları yapıyorum. Ama Ren nehri kenarındaki bu kasaba cennetten bir köşe. Öyle kolay kolay yer beğenen bir insan değilim ama burası gerçekten çok güzel, sakin , sessiz. Herhalde bu sessizlikte ömrüme ömür katarım ...

İki tane arkadaşım oldu gelir gelmez. Ina ve Cini ... İşten çıkar çıkmaz sokakta beraber top oynuyoruz onlarla. Hele geceleri , ben artık yorgun düşünce onlar oynuyor tek başlarına Almanya sokaklarında. Ne biçim kader , insanın bol olduğu yerde , utangaçlıklarından dolayı yanaşamazken , utancın az olduğu bir yerde sokaktaki sakinlikten yakınıyorum ya ne
gariptir. Dünya işte, herhalde herkes kendi ülkesinde huzuru buluyor. Bizmki tam köprü , herkese huzur var burada ...

Neyse , bu zamana kadar ki yazdıklarımdan biraz daha artistik veya sanatsal bir yazı mı oldu dersiniz bilemem ama artık gözlem aktarmaktansa içimden ne gelirse onu yazacağım. Mesajla da atmak yerine bloğa koyarsam ilgilenenler görür kanısındayım. Saygı ve sevgilerimle...


Ömürden

Monday, March 05, 2007

Yeni yerlere yelken açtım..6. seri

Uzakdoğu keşfimin 6. ayını tamamlamış bulunmaktayım ,bu aslında plana göre son ay anlamına geliyor. Yavaş yavaş , tekrar düzene oturma , tekrar iş hayatına dönme zamanı geldi demek oluyor. Peki , bu maceraya veda nasıl gerçekleşiyor, neler yaşanıyor ondan bahsetmek istiyorum bu yazıda.

Öncelikle bu son dönemde , tanıştığım doçent ve girişimcilik dersindeki öğrencilerle beraber yaptığımız ortak çalışmalar hakkında yazayım. Bilindiği üzere bir dönem boyunca burda , Tayvan’ın kaynaklarını nasıl daha iyi tanıtım için kullanabiliriz üzerine çalışmış ve elimizden geldiği kadarıyla bu bölgenin uluslarası firmalarıyla kontağa geçmeye uğraşmıştık. Bu noktada ,Asustan sonra BenQ ve Acer’la da aynı şekilde görüşme ve konuyu onlara da açma şansı yakaladık. Sunumlar , görüşmeler olsun , uzakdoğu iş yaşamı hakkında az da olsa bir bilgi birikimi yakalama şansım oldu. Dakiklikk ve düzen konusunda Avrupalılar kada olmasa da bizlerden de daha iyiler diyebilirim. Çalışma ve sosyal yaşam açısından bizlere göre daha fazla ve yoğun bir yaşantıları var. Bu verimsizlikten dolayı mı yoksa çok çalıştıkları için mi böyledir onu bilemiyorum, ancak toplamda 5 günlük yıllık izin ve ortalama 1200 dolarlık mühendis maaşlarıyla gerçekten ağır çalışma şartlarının olduğu bir gerçek. Bu da , bu bölgede çalışmak ve tecrübe edinmek isteyen kişilere bir bilgi olarak yardımcı olur sanıyorum.

Bu konuda , bana düşen görev ve kariyer açısından fırsat çıktı mı derseniz , açıkcası Çinceyi iyi bilmeden ve de bu ağır şartları kabul etmeden burda çalışmak zor. Ancak yoğun bir şekilde yaptığım başvurulardan birine , tamm askerlik kararı çıkartma arifesinde yanıt alma şansım oldu. Bir akşam , aldığım bir telefonda karşımda ingilizce konuşan ve beni Malezyada görevlendirmek isteyen bir kişiyle tanışma fırsatım oldu. Birçok başvurudan hangisi olduğunu başta anlayamasam da sonradan yaptığım araştırmada , Kuala Lumpur yakınlarında üretim yapan uluslarası düzeyde bir Alman fabrikası olduğunu öğrendim. İnanın son dakika çıkan bu durum beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Tayvan’da kalmak belki de en doğrusuydu ama Asyadaki birçok kültürü bir arada barındıran Malezyada çalışmak benim gibi macera meraklısı bir insan için neden olmasın diyerek , finanse ettikleri uçak biletlerini alıp Hong Kong üzerinden Kuala Lumpura unutamayağım bir seyahat yaptım.

İlk önce Cumartesi sabahı yola çıkıp Asya’nın belki de en uluslarası şehir ülkesi olan HongKong a doğru yola çıktım. Taipei Hongkong arası yaklaşık 1,5 saat. Havaalanına geldiğinizde zaten bu uluslararası ortamı hissetmemeniz eldedeğil. Zaten çekik gözlü insan sayısına eşit sayıdaki Avrupalı ve Amerikalılar size bu ortamı direkt gösteriyor. Neyse , planıma göre Hongkongda bir gün geçirmem ve gece yarısı havaalanına tekrar dönüp, orda bir süre yattıktan sonra sabah Kuala Lumpur’a doğru yola çıkmam gerekiyor. Sabah iner inmez , Türkiye dışında her ülkede bulduğum , ancak Hongkong’da belki de bu zamana kadar ki en iyisini gördüğüm hızlı metroyla şehir merkezinin direkt göbeğine indim. Haritasız bu büyük ve dünyanın en yoğun şehrini gezmek muhtemel olmadığı için , önemli yerleri gösteren haritalardan bir tane alıp klasik Ömürden taktiğiyle , yani otobüs ve toplu taşıma araçlarını kullanmadan , sadece yürüyerek şehir gezime başladım. Önce sahile doğru yürüdüm , açıkcası kalabalığın o tarafa gitmesi beni bayağı bir etkilemişti. Hongkong , birçok küçük adadan oluşsan bir yer ancak , iki ana yer merkezi oluşturuyor diyebilirim. Kalabalığın beni sürüklediği yer de bu ikinci bölgesi olan Kowtoon a doğru giden , aynı İstanbuldakileri andıran vapurların kalktığı iskele idi. Yaklaşık 3 aydır deniz hasretiyle , 6 aydır da İstanbul hasretiyle yanıp tutuşan bir insan olarak , bu tarihi vapurlara atlayıp karşı tarafa geçtim. Havaalanında aldığım , yabancıların yoğun olduğu izlenimi , şehirde gezerken aynı şekilde geçerli idi. Ana caddelerden birinde yürürken , bu oranın yarı yarıya olduğu izlenimine kapılmamak elde değil.

Devam ediyorum , yürüme olayı bitmiyor. Esmer , klasik bir ortadoğuluyu andıran yapımız , her zaman müslüman bir grubun beni keşfetmesini sağladığı için burda da , “hallal food” diyerek yanıma yanaşanları yadırgadım diyemem. Aynen beni aldıkları gibi , aralarda , binaların üst katlarında olan Pakistan , Malezya , ve Hint lokantalarına çekip götürüyorlardı. Ama garibime giden , bu zamana kadar hiç bir Türk lokantasına rastlayamadım. Tamam , belki yemekler benzer ama neden şöyle ağız tadıyla bir döner yemeyelim , öyle değil mi? Neyse , pahalı olunca biz yine Mc Donalds’ın yolunu tuttuk.

Tesadüf eseri ,sahilde yürürken kafası sarılmış, kap kara bir hintli beni tutuverdi. Muhabbeti ve keşfetmeyi seven bir insan olmamdan ötürü, seve seve konuşmaya başladım. Malum adamın amacı benden para almak , ama kolay mı? Tuttu ellerimden , önce kağıda birşeyler yazdı , birini bana verdi, diğerini de kendi aldı. 1 ile 5 arasında bir sayı , bir de çiçek ismi söyle dedi. Söylediklerim , adamın kağıda yazdıklarıyla tutumaz mı , inanın hayretler içinde kaldım. Adam da bunu görünce , başladı ‘ kötü ruhlar dışarı , iyi ruhlar içeri demeye ‘ . Neyse fazla uzatmayayım, benden para çıkmayacağını anlayınca , bu sefer tam tersini demeye başlamaz mı ? Kötü ruhlar içeri , iyi ruhlar dışarı . Ha bu arada hala el ele tutuşuyoruz. “Bırak yakamı” deyip yola devam ettim. Yolun devamında , yıldızlar caddesi var. Bruce lee , ve Jackie Jhan gibi ünlü artistlerin çıktığı bu şehirde , bir çoğunun el izinin , büstlerinin olduğu bu caddeyi gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. Garip olan bir şey de , evlenenler sanırım buraya gelip fotoğraf çektiriyorlar. Sağımda solumda, 10 larca gelini görünce bu kanıya vardım , eğer toplu belediye nikahı burda da çok yaygın değil ise J)

Neyse , artık ana Hongkong adasına geçme vakti geldi .Karşı taraftan gördüğüm , yüksek yüksek binaların olduğu , trafiğin vızır vızır aktığı bir yerdi. İlk vapurla karşıya geçtiğimde direkt anlaşıldı. Burası diğer adaya göre daha canlı bir yermiş. Soldan akan trafik kafamı karıştırmıştı yine ama , ingiliz vari çift katlı otobüsler, tramvaylar trafiği gerçekten renklendiriyor diyebilirim. Dünyanın en yoğun kentinde , herhalde tek katlı bir ulaşım olsa idi eğer,sanırım trafik haraket etmezdi . Yola devam ederken , bu sefer kalabalığı takip etme gibi bir durum yok , her taraf kalabalık , her taraf renkli. Bir pazara daldım, burda yiyecek alışkanlığı Tayvana göre biraz daha farklıydı. Maymun beyni yenmesi en ilginçlerinden ,hatta Tayvandaki tavuk bacaklarından bile beterJ)

Yola devam ederken , yorulmanın da verdiği isteksizlikle bir hongkongluyu durdurup, “ yav kardeşimbu binalardan başka görecek yer yok mu burda “ diye soruverdim. Asıl görülmesi gereken yerin yanındaymışım da haberim yokmuş. Bu , hongkongu yukardan seyredebileceğiniz mekana çıkan tranvayların kalktığı bir istasyon. Tarif edilen sokaktan döndüğümde gördüğüm kalabalık bu etkiyi zaten yaratmıştı bende. Trene atlayıp tepeye çıktığımda , gördüğüm manzara dehşetti diyebilirim. Amerikan şehirlerinde , görme fırsatım olmadı ama , belki de daha iyisi bir manzara. Okyanus kenarındaki bu dehşet ışıl şehrin , devasa gökdelenleri...Unutulmayacak bir andı benim için.

Hongkong gezisini bitirmeden önce , havaalanına dönüş yapacağım tren istasyonuna giderken , çoğunluğunu çılgın İngilizlerin oluşturduğu bir grubun arkasına takılıp , aylardır görmek istediğim tarz bir mekana geldim. Burası , hongkongdaki yabancı grubun , eğlendiği , çılgına döndüğü , bizim Bodrumdaki barlar sokağına benzeyen bir bardı. Görülmeye değer bir yer, en azından 1 saat insanları uzaktan izlemek size gerçekten keyif verecektir. Ben malum 10 saat yürüyüşün ardından pek de ayakta duracak bir halde olmadığım için havaalanında banklardan oluşacak yatak odamın yolunu tuttum.

Sabah Kuala Lumpur yolculuğu var. Saat 10 gibi Asyanın ,hatta sürekli reklamlarında bahsedildiği gibi “ gerçek asyanın” bu sıcak ülkesine ayak bastım. Yengeç dönencesinden Ekvator yakınına inice , kışın ortasında şortla gezmekten başka çare yok. Sıcaklık 30 derece, bu ısıyı havaalanına iner inmez hissediyorsunuz. İlginç olan , Hongkong’da olduğu gibi burda da, “Burası dünyanın en iyi havaalanıdır” yazılı tabelalar var. Bir tane de biz bastırıp Atatürk havaalanına assak hiç fena olmayacakJ) Neyse , malum mülakata geldik , çıkar çıkmaz karşılayan birisi olacağı söylenmişti bana ama , ben kapıdan çıkar çıkmaz, aynı Türkiye’de olduğu gibi insanlar üzerime hücum edince bakmaya bile fırsat bulamadan ortamdan ayrıldım. Ama kısadan , uzaktan elinde pankart olan insanları da süzmeyi bırakmadım. Adımı tutan esmer adamı bulmam yaklaşık 10 dakikamı aldı diyebilirim. Tayvandan kara kaş kara göz bir adamla karşılaştığını gören şöförün suratını görmenizi isterdim. Herhalde içinden “ bu çinliler nasıl da evrim geçirdiler “ demiştir herhalde. Neyse , yine soldan akan bir trafiğe girerek beni kalacağım otele yerleştirdi. Söylemeden edemeyeceğim, ben mutevazi bir otel beklerken , firmanın benim için Sheraton oteli 32. katta bir oda ayarlaması beni çok fazla onore etmedi diyemem. O gazla adama, sabah 8 de gel ve beni al demem de cabası J)

Sabah atladık arabaya , bana verilen bilgi çercevesinde fabrika 1 saat uzaklıkta ama gittikçe gidiyoruz. Döndük dolandık ,ekvatoral ormanların içine girdik. Yeşillik taşların , kayaların arasında taşarcasına fazla ve gür. Fabrikaya geldik , Almana muhabbet , mülakat , İngilizce muhabbet mulakattan sonra işe alındığımızı beyan ettiler. Kısa zaman olunca , bu tropikal ormanda , fabrika yanında mühendislere verecekleri bungalovları gezdik, yemek yedik, etrafı gördük. Almanların , ve tabiki benim , etrafta bizim kedi köpekler gibi gezen maymunları gördüğündeki yüz ifadesini görmenizi isterdim. Hatta fabrika müdürüne ondan sonra “ ben hep şehirlerde yaşadım , ne yaparım” dediğimde “ biz sanki ormanda yaşadık” demesi olaya tuz biber ekmişti. Neyseki, Almancayı biraz unuttuğumdan böyle bir laf ettip diyerek toparlamam sorunu kısmen de olsa rahatlattı diyebilirim. Neyse , 7 saatlik bir tanışma ve tanıtma merasiminden sonra be tekrar yoluma bakıp , memleket Tayvana doğru yola çıktım, tabiki kafamda birçok soru işsareti ile. Çok güzel, çok harika bir ortam , ucuz yaşam ve Asya’yı deli gibi öğrenme keşfetme şansı da cabası , ama aktif, yerinde duramayan Ömürden’e ne olur maymunlarla o soru işareti işte J Artık maymunlar evrimlerini tamamlayana kadar beklemek düşecekti bana J Neyse, 3 gün içinde 3 havaalanını , 3 ülkeyi hatim ettikten sonra , küçük odama geri döndüm. Bundan sonraki süreç karar verme , düşünme zamanı.

Kuala Lumpur ‘da anlatılması gerekenlerden biri de Petronas Kuleleri. Taipei’deki dünyanın en yüksek binasından önceki yüksek binalar bunlardı. Önünde kocaman bir havuzu var , ve birçok yabancı yerli halk, oturmuş havuzun kenarına ayaklarını suya sokuyor, çocuklar havuza atlayıp çıkıyor. Tekrar hatırlatayım aylardan ocak ayıJ) Müslüman bir ülke olunca etrafta Türkiyeye benzer manzaralar görek mümkün. Yemekler de bizim kebaplara benzeyince keyif ala ala hasret giderdim. Dünyanın en ucuz başkenti olması da cabası tabi. Neyse , yolda gezerken , diğer uzakdoğu ülkelerinde rastlanılan Türk dondurmacılarına rastladım. Anlamadığım , bu bölgede dönercimiz yok , ama Türk deyince insanlar dondurma deyiveriyolar. O kadar ünlü yemeğimiz olayımız varken , dondurma demelerine şaşmamak lazım. Son olarak da , China Town ‘ı ziyaret etmenizi şiddetle öneririm. Gezerken bile , pazarlık yapmakta olan birçok Türke rastladım. Burası , sahte nike, adidasların çok ucuza satıldığı bir kalabalık pazar görüntüsünde. Uzman olduğumuz konu olunca, adamın 45 milyona dediği adidas’ı 20 ye kapatıverdik . Burası , diğer yerlere göre, pazarlık payının fazlaca oynak olduğu mekanmış, ben de ilk defa böyle bir şeye rastladım. Akşam gidilmesi tavsiye edilir, “akşam pazarı” lafı bayağı etkili oluyor.

Şu an İstanbuldayım , yine acil ve radikal bir kararla 19 saatlik uçak yolculuğundan sonra memlekete vardım. Şimdi amaç , bilindik bir Türk firmasının Almanyadaki fabrikasında çok kısa bir zamanda işe başlamak. Öncesinde 4 aylık bir İrlanda görevi olacak. Anlaşılan , Asyanın bir ucundaki adadan , bu sefer Avrupanın ta ucundaki bir adaya geçeceğim. Adalarda hayatı anlayan bir insan olarak çok zorluk çekeceğimi zannetmiyorum ancak, ana karadan ayrılıp farklı ülke olarak kendilerini benimseyen ada mantığını anlamak açısından çok iyi tecrübe olacak. Yakında irlanda ve dönüp dolaşıp tekrar döndüğüm Avrupa anılarıyla görüşmek üzere. Keyifle okuduğunuzu umar ,İstanbuldan sevgiler saygılar sunarım.



Ömürden M.SEZGİN
SAL99' ODTU EM 04'
http://omurdens.tripod.com/


Diğer yazılar için http://omurdens.blogspot.com/
Fotoğraflar : http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/
Videolar : http://youtube.com/profile?user=omurdens

Monday, January 22, 2007

我 在 台 灣 學 中 文


我 學 了四 個 月 了 。 我 現 在 住 在台 北 市 。 在 這 裡 有 很多 跟 我 的 國 家 不 一 樣 的 東 西 . 我 在 這 裡 給 你 們 看 我 的 日記 !!!!我 覺 得 你 喜 歡 看 !!!
我是 土 耳 其 來 的。 我 的 中 文 名 字 是 歐 木 丹

Tuesday, January 16, 2007

Chinese Presentation about Turkey

Although Chinese is one of the difficult languages in the world, finally I managed to prepare a presentation and had the chance to present my country by using this language. The main problem was of course the reading problem because of the characters.