Tuesday, April 13, 2010

Beş kıtadaki Türk gezginlerini buluşturdular- Sırtçantalılar





Sırtçantalılar grubu yeni coğrafyalar, farklı kültürler, kişiler tanımaya, okumaya, anlatmaya, yazmaya tutku derecesinde bağlı gezginlerden oluşuyor. Aralarında akademisyenler, yazarlar, fotoğrafçılar var. Kurucuları Ömürden Sezgin, Onur İnal ve Engin Kaban adlı üç genç. Şu anda sayıları 123. İletişimlerini internet üzerinden yapıyorlar. İçlerinden bazıları seyahat uğruna kariyerlerini bırakıp yollara düşmüş, dünyanın bir ucuna gitmiş. Üstelik ne zaman dönecekleri belli bile değil.

Sırtçantalılar grubunun kuruluş fikri 2006’da ortaya çıkmış. Ömürden Sezgin, Onur İnal ve Engin Kaban üniversite eğitimi sonrasında çıktıkları gezilerde, tamamen tesadüf eseri yollarda karşılaşmış. Uzun süre internetten haberleşmişler. Grubun kuralları, misyonu, vizyonunu tartışmışlar. Marka yöneticisi arkadaşları Eren Özata iletişim stratejilerini, kurumsal kimliklerini hazırlamış. 2008 Şubatı’nda faaliyete geçmişler. Amaçları dünyanın dört bir yanındaki Türk gezginlerini bir araya getirmek, gezi anılarını, tecrübelerini diğer gezginlere ve topluma aktarmak. İnternetteki buluşma noktaları www.sirtcantalilar.com. Grubu ilginç kılan, farklı ülkelerde yaşayıp, benzer heyecanları paylaşmaları. 2008 sonunda 31, 2009 sonunda 67 kişilermiş. Bugün ise 123 kişiler. 106’sı Türkiye’de, 17’si yurtdışında yaşıyor. İngiltere’den Vietnam’a, İsveç’ten Tayland’a çeşitli ülkelere dağılmış durumdalar.

Devamı için Hürriyet Haberi- Sırtçantalılar

Tuesday, March 30, 2010

SeyahatnamEM herkesle tanışıyor...



Önce İstanbul'da başta ODTÜ'lüler olmak üzere 80 kişilik bir katılımla tanıtım kokteylimizi gerçekleştirdik. Sonrasında Bursa ODTÜ mezunları derneğinde idik.

İkisi de çok keyifli geçti. İkisi de bu heyecanın paylaşımı, sinerjisinin artması adına güzel etkinlikler oldu. Daha iyilerini hem EM, hem ODTÜ, hem de ülkemiz adına yapmak adına bize güç ve enerji verdi.




Babam her zaman der: Marifet iltifata tabidir. Bir marifet yapmışsak bu iltifat bizleri hep beraber ülke adına daha büyük ve etkili projeler yapmak adına sürükleyecek. Tüm destek verenlere çok teşekkürler...




Ömürden Sezgin

Thursday, March 11, 2010

Sonunda ellerime ulaştın sevgili SeyahatnamEM!







İki yılı aşkın süredir, 41 ODTÜ'lü EM'nin yazılarından oluşan, yoğun emek ve desteklerle yürüyen projemiz hayata geçti. İlk yolculuğunu Markam Ofisine yaptı ve yakaladığım gibi fotoğrafladım.

Tüm yazarların, destekleyenlerin, emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Radikal Gazetesi haberi: SeyahatnamEM 'Dünya'yı paylaşıyor


Teşekkürler SeyahatnamEM, iyi ki mezun oldun!

Ömürden

Wednesday, March 10, 2010

SeyahatnamEM mezun oldu!




Geliri ODTÜ burs fonuna gidecek olan, ODTÜ'lü Endüstri Mühendislerinin gezi hikâyelerini anlattıkları “SeyahatnamEM" raflardaki yerini aldı
ODTÜ'lü 41 endüstri mühendisi, dünyanın çeşitli yerlerine yaptıkları gezileri SeyahatnamEM'de topladı.

SeyahatnamEM gönüllü yayın kurulu başkanı Ömürden Sezgin "Yapı Kredi Adios’un sponsor olduğu bu projede ilk kitapları TecrübEM’de (2700 adet satış, 6.400 TL burs fonuna katkı) , iş ve yaşam hikayelerinden özgün ve etkileyici kesitler sunan yazarlar, şimdi de dünyanın dört bir yanında neler yaptıklarını, neler yaşadıklarını anlattı. Afrika’dan Amerika’ya, Asya’dan Avustralya’ya, Bursa’dan Tirebolu’ya tüm coğrafyalarda yaşanan seyahat hikayeleri, Endüstri Mühendislerinin kaleminden bir çırpıda okunacak eğlenceli bir kitaba dönüştü" diyor.



SeyahatnamEM hakkında ne dediler?

Elinizdeki SeyahatnamEM farklı coğrafyalarda farklı deneyim ve hikâyelerini çok farklı üsluplarla anlatan bir çok gezi yazısından oluşuyor. Yazanların yaşları, kuşakları, cinsiyetleri ve dünyaya bakışları farklı olmasına rağmen hepsinin referansı Türkiye, Türk kültürü ve bizler. Bu nedenle yazıların çok büyük bir ortak dili var. Ayrıca mühendislerin de bir ortak dili vardır. Yorum yok, biz bilirleriz! Bu kitaptaki bir ortak dil de ODTÜ’lülük ki, buna severek yorum yaparım. Bilmem siz de katılır mısınız, ama bence: ODTÜ’lüler enerjik, problem çözmeye odaklı, hâlâ idealist, birbirine destek veren ve üretken insanlardır. (istisnalar, kuralı doğrular!) ODTÜ’lülerin en güzel işlerinden biri olan ODTÜ Burs Havuzu’na gideceğini öğrenince sizler de alıyorsunuz, diye düşünüyorum.

Buket Uzuner/Yazar


Yüzbinlerce yıldan beri yaşam kalitesini hem kendisi hem de hemcinsleri için arttırmaya çabalayan insanoglunun en önemli özelliği ''meraklı insan '' bizim topraklarda artık yok diye düşünürken sizlerle tanışmam sanırım bana bir güzel mesaj verdi. Daha fazla gezip kılcal damarlardan ana arterlere yolculukları arttıracağım ve genç kardeşlerimin çalışmalarına katkıda bulunup yeni seyyahlarla tanışacağım. İyi ki varsınız...
Coşkun Aral/Gezgin Haberci


ODTÜ mezunu endüstri mühendislerinin dünyanın dört bir yanını anlatan yazılarını büyük bir keyifle okudum. Gördüğüm kentleri bu yazılar sayesinde bir kez daha andım, görmediklerimi ise görmüş gibi oldum, notlar aldım, gitme planları yaptım.
Böylesine emek-yoğun ve keyifli kitabı geniş kitlelerin okumasını diliyorum.

Mehmet Yaşin /Gezgin



ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu dostlar öğrenim, keşif, tatil gibi nedenlerle gerçekleştirdikleri gezilerle ilgili anılarını topladıkları bu kitapla okuyucuları hem kendi keyifli yolculuklarına konuk ediyor, hem de onlarda yeni yolculuklara çıkma hevesi yaratıyorlar. ODTÜ’lü Endüstri Mühendislerinin anılarını tüm gezi severlere öneririm. Keyifli okumalar.


Şerif Yenen /TUREB Turist Rehberleri Birliği Başkanı


Henüz gitmediğim ülkelerle ilgili ön hazırlık aşamasında bana da kaynak olacak bu esere imza atan arkadaşlarımı gönülden kutluyor ve hayat paylaştıkça güzelleşir diyorum.

Çağatay ŞAHİN/ “Çağatay Yolda” Program Yapımcısı

Friday, February 26, 2010

Birlikte Hareket Etmeyi Öğrenmişiz- Metrobüs Heyecanı!



Merhaba,

Bu akşam, ısrarlar üzerine metrobüsle, yorgun olmama rağmen karşıya (Avrupa'ya) geçtik.

Geçmez olaydım.

Geçmez kadar da oldum gerçi.

GS maçı varmış. Takip etmeyen bir kişilik, ve buluşacağım kişiler de bu konudan bihaber olunca başıma muhteşem bir macera geldi.

Benzer olayları ÖHO ve Belediye otobüslerinde severek yaşamıştım.

Metrobüslerde de oluyormuş.

Hatta merdivenli, tel sarmalı durakları olunca otobüsün dışına da taşıyor metrobüs sisteminde...

Bu görüntüler saat 20:00 sularında Mecidiyeköy'de çekildi.

Çekilmek zorunda kalındı desem daha doğru. O kalabalığa girip, mücadele etmektense uzaktan kahkahalarla izledim durumu.

Bir insan yığını.

Otobüsün içi zaten tıka basa. Tutamaçları tutmanıza gerek yok, bulunduğunuz yerde asılı kalıyorsunuz.

Amma, metrobüs o döndüğü viyadüklere gelince, yolcular öyle bir içice geçiyor ki sormayın. Halkayı bitirene kadar merkezkaçtan millet üst üste geçiyor.

Mecidiyeköy'de inmek isterken, ineceklerle binecekler akraba oluyor. Sırtçantasıyla gezen bendenizin, o anda kolu kopuyordu ya neyse...

Çıkmakla bitmiyor macera bir de merdivenlerden inip, durak sisteminden kurtulmanız lazım.

Adeta akan bir dere gibi, kaptırıyorsunuz kalabalığa kendinizi. Sürükleniyorsunuz , tel örgü, sınırlar vs. derken lavaboda suyun deliğe aktığı gibi merdivenlere akıyorsunuz koca bir kalabalık olarak.

Yatağını bulmaya çalışan dere misali akıyorsunuz...

Nasıl bir şey? Yaşanmadan olmaz! Yani anlatım olarak benden bu kadar...

İstanbul dışında yaşayanlar, burda metro, kendi aracı veya minibüs kullananlar, bu macerayı muhakkak yaşamalısınız.

İstanbullu olmanın en baş şartlarından biri. Şiddetle tavsiye ederim.

Hem insanlara daha yakınlaşma, hem de şehrin gerçek yüzünü görme şansınız oluyor.

Birlikte hareket etmeyi öğreniyorsunuz :) İstanbullular olarak bunu başarabildiğimizi gördüm, ülkem adına umutlandım bu akşam...

Koca İstanbul, salkım salkım tan yelleri estiğinde, metrobüslerine binmeyi nasip eyle...

İyi geceler

Ömürden Sezgin
Halkın hep içindeki Marka Mühendisi
http://www.omurdensezgin.com




Sunday, February 14, 2010

Bir Başka Açıdan İstanbul



Bir Baska Acidan İstanbul- Sanal Sergi

İstanbul

Güzel mi güzel

Çekici mi çekici bir kadın

Ama çok pasaklı giyinen....

Gözleri en kıymetli yeri ise, sanırım boğazı seçerdik

Kalem kaşları da üzerindeki köprüler olurdu

Haliç de yıllar önde bir kazadan kalan tatlı göz yarası olurdu

Kirpikleri de gözlerinin etrafına dağılmış yalılar olurdu herhalde

O tarihi vapurlar da açıp kapadığı göz kapakları...

Ağzı da Marmara denizi olur, dişleri de adalar...

Kalbi temiz, yardımsever Eyüp

Aklı fikri Taksim olurdu

Beyni yaşını belli etmese de herhalde Sultan Ahmet

Maslak'ta çalışır, Kadıköy'de otururdu, gençliği Beşiktaş'ta geçmiş olsa da ....

Enerjisini de gökyüzünden alırdı

Yollar da o heyecanını gösteren damarları olurdu, kanı da insanlar ve arabalar

Arada bir tıkansa da, rahatlatacak yeni kanallar bulurdu

Metrobüs herhalde damarlarına takılan bir "stand" olurdu:)

Yaşlı değil ama bu genç yaşta çok darbe almış bir kadın olurdu İstanbul

İstanbul muhakkak bir kadın olurdu...

İçinde sertlik, erkeklik de olurdu ama çekici, hala daha keşfedilmeyen bir kadın diye tasvir edilirdi

Asaletli, ama içi enerji dolu bir kadın...

Avrupa'da nam salmış, tanınan entellektüel bilgisi de olurdu...

İstanbul daha çok Anadolu'lu bir kadın olurdu

Avrupa'ya tam alışamamış, onun gibi gözükmeye çalışan ama beceremeyen bir kadın

Odaklanamayan, kendini tanımlamak istese de etrafında tanımlanamayan biri olurdu...

Paris, arkadaş olarak kabul etmediği, havalarda bir kadın arkadaşı

Tahran, Bağdat eski erkek dostları olarak kalırdı

New-York'a da özenirdi arada herhalde

Bakü ve Lefkoşe akrabası olurdu...

Şangayı da uzaktan tanırdı...

Ne bilim, bizler de onu izleyen, tavırlarına anlam vermeye çalışan, zorluğuna alışmış, dostları olurduk...

Ama samimiyetine güvenirdik....

Çekici bakışlarına her zaman vurulan, ayrılmaya cesaret edemeyenler olurduk...

İstanbul'un kıymetini bilmemiz için bize yol göstermesini bekler, bekler, hayıflanırdık...

İyi geceler

Monday, January 25, 2010

Sonradan gurmeler keşfe devam ediyor: Antalya usulü piyaz








Kar kış kıyamet yemek yeme aşkımızı engellemiyor.

Evde yiyeceğimize, hep beraber dışarıda yemek amaç…

Anladığınız bu hafta İstanbul’da yine keşifteydik!
Ama ne keşif.
Sonradan gurmebaşı olarak bu hafta Feridun bizi, ev arkadaşı Işık’in fikri doğrultusunda Antalya usulü piyaz yedirmeye Beşiktaş’ın ara sokaklarında küçük mü küçük Piyazcım lokantasına götürdü. Yazıyı hazırlaması da bana düştü:)
Hergün üç öğün yemek yemek dışında yemekler hakkında ilave bilgisi olmayan biz ” Sonradan Gurmeler” olarak bu hafta 14 kişi olunca, bu küçük lokantayı tamamen kapattık.
Yeri önceki keşif lokantamıza göre ne kadar da zor olsa bile, bulması daha rahat oldu.
Feridun’un önceden yaptığı araştırma/inceleme doğrultusunda,araba geçmez bir ara sokakta bulunan, bu tabelasız lokantayı elimizle koymuş gibi bulduk.
Saat 14:00 sularında başlayan yemek yeme keyfi, çaylar, sohbetler derken 17:00′a kadar sürdü.
Yemekler mi?
Tabi ki öncelikle piyazı anlatmak gerekir. Antalya usulü piyaz nedir?

Bu konuda ekşi sözlükteki ;

1. kebap, izgara kofte, balik gibi yemeklerin yanina katildiginda lezzete lezzet katan, fasulyenin ustune sogan ve maydanoz katildiktan sonra zeytinyagi, sirke dokulerek yapilan salata

olarak bilegeldiğimiz piyazın Antalya usulü tarifi ve yorumları;


1-her tatilde antalya’ya adım atar atmaz eve valizleri bırakıp yemeye gittiğim mükemmel yiyecek.bazen ailemi mi yoksa onu mu daha çok özlediğimi kestiremediğim hede.
diğer illerde yapılan piyazdan farkı,tahin,limon suyu ve sarımsak ile hazırlanmış bir sosun haşlanmış fasülyenin üzerine dökülmesidir.
(gobel, 12.02.2002 20:03)
#1011714 fb şikayet et
2-bu piyaz sanayide kucuk bi lokanta iken yine sanayide uc katli bir restorana donusen ozdoyum’da yenir, yaninda bir de essiz cevizli ve tahinli kabak tatlisi alinir daha keyiflisi yoktur, abartisiz muhtesem, mutlaka gidilmeli, mutlaka tadilmali.
(queen of cups, 09.06.2002 15:57)
3-antalya’da şişçi mustafa’nın yerinde yenilirse keyiften fenalık geçirmek mümkün.
(alp turac, 29.10.2002 18:43)
4-kesinlikle piyazcı sami’de yenilmesi gereken yemek
(conquistador, 12.11.2002 23:55)


Piyazcımda, önce tahinle karıştırılmış küçük fasulye tanelerinden olan tabağımız geldi önümüze.

Sonra yumurta, soğan, maydonoz ve domates.

İyice karıştırıp, bolca baharat koyduktan sonra afiyetle yemeye başladık.
Kişisel olarak Akçaabat köfte ile katık olarak yediğim piyaz tamamen bir yemek olarak bürünüverdi bu şekilde gelince.


Lezzetini değerlendirmek, ilk defa yiyen biri olarak bana düşmez ama lezzetli geldi,yalan yok. Daha iyi olabilir, gurmeyiz ya beğendim demem o kadar kolay değil
Sonrasında Makrubeler servis edildi tabaklarımıza. Bu da doğuya özgü, pilavlı, etli bir yemekmiş. Yoğurtla beraber karıştırıp onu da afiyetle yedik.
Şiş üzerine bütün halde kaplanan köfteler de lezzet kattı. Bir tane yiyebildik ama piyaz ve makrubelerden sonra yetti.


Ve tatlılar. Kabak tatlısınının tahinle karıştırılmış halini hiç yememiştim. Ayrı bir tadı vardı, bundan sonra tahin katmadan yemek yok.

Sonrasında peşi sıra gelen çaylarla gurme keşfimizi bu seferlik bitirmiş olduk.
Antalyalı üyelerimizin de katkılarını es geçmeyelim. Bir gün hep beraber Antalya sanayindeki yerinde yeme şansımız olur da lezzetini karşılaştırırız.
Ha bir de, lokantaları ve lezzetlerini karşılaştırdığımız bir endeks oluşturduk. Çoğunluk mühendis olunca matematiğe dökmeden olmuyor:) Bilal de onunla ilgili yoğun analizler yapıyor excelde şu sıralar:)

Benim gördüğüm, Antalyalı katılımcılar Ali ve Eren’in puanlamada sert davrandığı. Işık yeri önerdiği için midir bilinmez tam 8 puan vermiş yemeklere…
Antalyayı, Antalyalıları, piyazlarını, köftelerini sonradan gurduk bu gezide. Bir dahakine tam gurme yaparız:)

Bir “sonradan gurme” gezimiz de bu şekilde sona erdi.
Hergün üç öğün yemek yeme keyfinde olan bizleri takip edesiniz, renk katasınız

www.sonradangurmeler.org

sonradangurmeler@googlegroups.com

Bu gezi de, yeni olarak sloganımıza da karar verdik !

” Afiyet olsun ”
İyi geceler


Ömürden M. Sezgin
Marka Mühendisi

http://www.omurdensezgin.com
Not:
- Kaliteli makinası ile yemek fotoğraflarını çeken, logomuzun tasarımcısı Eren’e
- Antalya piyazının gerçek lezzetini sözlü olarak hissettiren Antalyalı Işık, Eren ve Ali’ye
- Başgurme olarak olayı organize eden Feridun’a özel teşekkürlerimizi iletiyoruz….

Monday, January 11, 2010

Sonradan Gurmeler'in ilk keşfi:Tirebolu Pidesi






Bu cumartesi yeni ve keyifli bir projenin daha adımlarını attık...

Yine fikir ODTÜ EM'lerden çıktı.

www.sonradangurmeler.org

Başlarına bir şey gelecek bu fikir çıkartmaları ve uygulamaya geçirmeleri yüzünden ya, hadi bakalım :)

Projenin adı: Sonradan Gurmeler

Önceki mesajlarımda da kısmen değinmiştim.

Zaten bu zamana kadar yazıların çoğu da yeme içme üzerine idi ya...

Yok Sütlücede Uykuluk, Kadınlar pazarında Mumbar, Horhor'da kebap, Ankarada KöftEM:)

Bunun artık bir sisteme oturmasını düşünüp, yaklaşık 2 aydır haftasonları oturup çalışmalara başladık....Düşündük, taşındık...

ve Sonradan Gurmeler projemiz ortaya çıktı.

İnsanoğlu olarak hayatımız gezmek ve yeme ile geçiyor. Artık yemek ve gezmenin de keyfine de varmak lazım. Yani beraber, birlikte...

Hele de İstanbul gibi her yöreden lezzetlerin olduğu bir yerde böyle bir şey biz kurmasak, kurulacaktı.

Hayırlı olsun :)

SeyahatnamEM sonrası herhalde bir kitap daha çıkartsak adı GurmEM, veya Sonradan GurmEM olacak, öyle gözüküyor...(Benim gücüm kalmadı )

Neyse kısaca hikayemize döneyim.

Cumartesi günü, elimize aldığımız " Sonradan Gurmeler" pankartlarıyla İstanbul sokaklarına çıktık.

İlk hedefimiz, Türkiye'nin en iyi pidecisini ziyaret etmek.

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/09/12/342740.asp

Bir baktık ki, yani baktım ki, en iyi pidecisi Tirebolulu :) Yani durmam mümkün mü ?

Fatih Karadeniz pidecisi...

İlk aşamda küçük bir gruba duyurduğumuz etkinliğin organizatörü Bilal '04.

Kendisi doğma büyüme Fatih'li.

Böyle olunca, misafir olarak biz, yerin adresine bile bakmadan kendisine takıldık.

Saat 14:00 sularında Fatih'te buluştuk ve mekanın yolunu tuttuk.

Ara sokaklardan birinde bir " Karadeniz Pidecisi" . Hemen girdik içeri.

Herkes oturdu ama ben sağda solda Akçaabat köfte broşürlerini görünce biraz huylandım. Şu ana kadar hiçbir memleket lokantasında, o yörenin fotolarının olmadığına rastlamadım. Burda bırak Tirebolu'yu, Akçaabat fotoları var...

Bizimkiler siparişleri çoktan vermişler. Bol yağlı, bol yumurtalı pideler.

Ben de o arada restoran sahibiyle konuşuyorum. Diyaloğumuz şöyle:

- Abi, burası ünlü Karadeniz pidecisi mi? Sen Tirebolulu musun?
- Ben Rizeliyim.
-?
- Ama bak buranın pideleri de çok iyidir. Otur bir bak. Öyle gazetelerin dediklerine inanma. Gel otur, gözünü seveyim....
-Ya abi, biz yılların gurmecisiyiz :) bu Tirebolulu pideciyi arıyoruz. Yardım et gözünü sevem.
- Bırak onu burda ye. Gazetelerle marka oldu o. Bak burası da güzel. Abim otur ye, arkadaşların siparişi de vermiş.
-Peki, peki. Bu resmi gurme gezisinde ilk seni akredite edeceğiz anlaşılan :)

Neyse dediğim gibi, bizimkiler pideleri siparişvermiş, hatta yemeye bile başlamışlar. Dedim, yavaş yiyin, doğma büyüme Fatih'li Bilal bizi yanlış yere getirmiş. Az yiyin ki doğru yerde de biraz yiyelim. Malum Gurme muhabbetinin tek sıkıntısı, günde bir kere yiyebilme kapasitesinde olmanız...

Bu lokantanın sahibi bizi öyle bir sahipleniyor ki, eline pankartımızı alıyor, hazırladığımız yapışkanları heyecanlı bir hevesle, duvarındaki Karınca Duasının altına yapıştıyor. Ben gülmekten dayanamadığım için tüm açıklamayı kendisine Bilal yapıyor...

Ama ismimiz de olduğu gibi bir hikaye çıkıyor ortaya böylece. Gurme ama sonradan gurme.

İlk gittiğimiz lokanta yanlış yer olunca, ilk aşamada guremiyoruz ama sonradan gürdük oluyoruz:)

Tirebolulu Karadeniz pidecisi bir yan ara sokaktaymış...

Sahibi Mehmet Yazıcı. 70 yaşlarında bir amca.

Sonradan öğreniyorum ki, Tirebolu'da dedemin dükkanında çalışıyormuş. Annemin babası, amcaları, babamın babası ve amcalarının çeterisini çıkarıyor bana. Hatta yüzüme, özellikle kaşlarıma :) bakarak benim kimin torunu olduğumu çat diye söylüyor vs. Bravo, ben de şok oluyorum.

Neyse, gurme olarak yemekten bahsedelim. Bu doğru pidecide, başta yer bulamıyoruz. Millet kuyrukta. Olmasın mı yani, ellerinden bal damlıyor.

Bol yağlı, bol yumurtalı 4 pide istiyoruz 10 kişi. Malum bir önceki yanlış yerde midelerimiz şişmiş, dolmuşuz.

Sonradanlığımıza veriyorum :) Ama burda 4 pide de kesmiyor.

Yanında bol Tirebolu42 çayıyla pidelerimizi yiyoruz.

Mehmet amca ile de fotoğraflarımızı çektiriyoruz. Ne de olsa sonradan gurmeyiz.

Gerçekten ilgililer. Ne dersek yapıyorlar..

Pidenin lezzetine diyecek yok. Parmaklarımızı yiyoruz.

Sonradan Fatih'deki gezimize devam. Ne de olsa Bilal de artık "sonradan rehber" :)

Önce kadınlar pazarı, ordan Vefa bozacısı...

Bir kere hızımızı aldık. Vefacı abilerle de pozumuzu çektiriyoruz.

Zevkli ve keyifli geçiyor günümüz...

Benim, hiç olmayacak şekilde makinemin şarjı bitiyor, foto falan çekemiyorum. Serkan '03 tarafından çekilen fotoları paylaşıyorum.

Ben neler daha çekerdim ama artık bundan sonraki " Sonradan Gurme " gezilerine...

Bekleriz efendim...

İyi geceler, Ömür'den lezzetler...

Kilo almasak iyi :)

Ömürden M. Sezgin
Marka Mühendisi
http://www.omurdensezgin.com


Not:
- Grubumuz : http://groups.google.com/group/sonradangurmeler

Üye olmak isteyen ODTÜ EM, ODTÜ ve dışı tüm yeme meraklı kişileri bekleriz....

Pide konusunda daha lezzetlisini ne yazık ki bulamayız ama tonlarca yemek fırsatı var:)

- Sonradan Gurme gezisi Asmalı Mescite gittiğimizde, 5'i seyahatnamEM yazarı olmak üzere toplam 8 ODTÜ EM'liye rastladık. EM'lerden adam korkar.Çok gezerEMler bunlar:)