Wednesday, August 08, 2007
Wednesday, July 11, 2007
Amsterdamned …. 10.seri
Neyse, Almanyada her zamanki gibi sessiz sedasiz bir yasantiya devam ediyoruz. Önceden de dedigim gibi her gittigim ülkede , sehirde , ana kontak yeri olarak üniversiteleri ve üniversite organizasyonlarini arastiran bir insan olarak , bu konulardan bahsetmek istiyorum öncelikle.
Tiyatroyu seven ve Bsoch yillarinda , Bosch tiyatro grubunda is disinda saatlerini harcamaya bayilan bir kisi olarak , Koblenz ünversitesindeki grubun ilanini görür görmez hemen bir mesaj atarak katilma istegimi bildirdim. Almancamin bu noktada yeterli olmadigini söyleyip sadece kücük rol olursa seve seve alabilecegimi bildirdim. Almanlar bu noktada acik insanlar , tamam dediler. Gün catti , Carsamba is cikisi zor da olsa bulusmanin olacagi , üniversitedeki dersliklerden birine gittim. Ilk ani anlatmak biraz garip… Icerde Almanlarin kaynadigi bir ortam , ve simsiyah sacli esmer bir cocuk iceriye giriyor. Tabi bendeki saskinlik kadar onlar da sasrimadi degil. Ne isi var gercekten bu adamin aramizda dediklerini hissettim. Hele bir de metinlerin cok agir oldugu bir grupta bu Türk nasil da adapte olur? Acikcasi cekinmeden her ortama giren , ve alisan bir yapim oldugu icin sinifa girdim ve oturdum. Heyecanli an benim kendimi tanitma safhasinda cereyan etti. Türkiyeden geldim , burda calisiyorum , tiyatroda oynadim yillarca…tamam. Eee calisan biri olarak katilabilecek misin ? Natürlich J tabiki neden olmasin ? bu is de tamam , sadece benim kaygim Almanca konusunda adapte olup olamayacagimdi. Onu hallederiz dediler , ve ben bu gruba dahil oldum. Verdiler elime metini , millet tabi kendi dilini sakir sakir konusuyor, bana gelince net anlasilmayan kelimeleri telaffuz ediyorum. Bu zor tiyatro metininden bir sey anladiysam Arap olayimJ Neyseki kisa zamanda tanisma ve okuma fasli bitti ve ben disari ciktim.
Duraga dogru yöneldim. Malum üniversite uzak olunca, otobüslerle ulasimi sagliyorum. Saat 20:00 da ordaydim. Almanlar gibi planina özen vermeyen ben , otobüsün 19:55 te kalkmis oldugunu görünce kahroldum ve beklemeye basladim. O sirada , sen sakrak 3 kisilik bir Alman genc duragin önünden gecerken , bana ingilizce bir seyler demeye calistilar. Ne olyuro dedim , hadi Almanca konusalim. Yine de ingilizce devam edince bozuntuya vermeden muhabbete katildim, ve yalandan otobüsün ne zaman kalkacagina dair doru sordum. Hicbir fikirleri yoktu. Olsa da önemli degildi , ben 1 saat kadar orda beklemem gerektigini biliyordum. Onlara da söyleyince, gelsene bizle dediler, okulda parti var . Dönem sonu partisi. Vay dedim , o kadar etkinlikleri takip eden bir adam olarak , bu büyüklükte bir dönem sonu partisinden haberim yoktu. Ortama bir girdim , yemekhaneyi tam parti havasina bürütmüsler. Almanlar sakin adamlar , saat gece 1 e kadar pistte dans eden , haraket eden yok , sürekli bir icme ve muhabbet. Ben de orda rastladigim , Iranli Türk arkadaslarla sohbete daldim. Baktim millet oynamaya basliyor , attim kendimi piste. Tiyatro grubunda bana normal olarak basta soguk davranan elemanlardan birisi tak karsima geldi , benle oynamaya basladi. Saatler saatleri kovaladi. Ertesi gün ise gitmek durumunda olan bendeniz , satin 3 ünde devam eden eglenceden ayrilmak zorunda kaldim. Taksiyle evin yolunu tuttum. Uzakdogu taksileri gibi söförle muhabbet olmasa da , beni taksi de yanlarina alan , sehir merkezine giden elemanlarla iyi muhabbet ettik. Sonucta 1 saat bekleyip eve dönmeyi planlarken , 6 saat kadar daha üniversitede etkinlik icinde kalma durumum oldu. Aslinda seviyorum galiba bu sans eseri olaylari J
Simdi yavastan arkadas tanidikca, samimiyet ilerledikce , daha da sevmeye basliyorum buralari. Yavas yavas bu sessiz sedasiz sokaklar an
Aslinda bir baska garip olayda, o sirada Brükselden gelen Anilla da bulusma organizasyonu yapan ben, Caglardan aldigim mesaj sonrasi hic beklemedigim , Anildan da bulundugu yer hakkinda mesaj gelince, iki adres tarif eden mesaji karistirdim mi , iste o zaman allak bullak oldu. Caglar baska yerde, Anil sehrin merkezinde bir kafede. Sordugumuz bu 15 kisiden 10 u , bu sikintidan dolayi bayagi bir karisiklik yasadi. Neyse sonunda evi bulduk ve Amsterdam sokaklarina akacak hale geldik.
Geceyi amsterdam sokaklarinda , sizmis yari baygin insanlari izleyerek , muhabbet ederek gecirdikten sonra eve donduk . Neyse, sabah Caglarlarda bir kahvalti ve Almanyaya dönüs. Iyi ve macera dolu bir haftasonu , Türk müzikleriyle dolu enfes bir yolculuk ve yuvaya dönüs… Bundan sonra haftasonu macerlarinda cok bulusacagiz gibi geliyor. Kalin saglicakla …
Ömürden M. Sezgin
Saturday, June 30, 2007
Avrupa yollarina düstüm yeniden…..9 seri
Saat 3 olmakta Almanyada , su an Dünyanin baska yerlerinde , Tayvanda sabah oluyor .Ordaki dostlari aradim uyanmislar , kahvaltilarini yapiyolar. Nasil bir Dunya nasil bir iletisim. Bunu bugun Koblenz Universitesinin bilisimi tartismak icin duzenledigi bilisim gecesinde de yasadim. Malum yabanci bir ulkeye gidince ilk hareketim arastirmaci ruhum geregi:) universitelerle iletisime gecmek. Ama su gercek ki, hocalara attigim mesajlar da Tayvana gore daha hizli ve cok yanit aldim. Bilisim gecesinde de yaklasik 3 profesorle bulusma sansim oldu. Kafalarini bilisimle bozmus , ancak dunyanin sadece Avrupadan olustugunu dusunen bir grup olmuslar yillar gectikten sonra….
Sinavlarin oldugu aksamlari takmayip , bölümden arkadasim Ermanla, erzaklari alip stadyumda eski günleri yad ettik. Etrafta eglenen , lisans mezuniyetlerini kutlayan ogrenciler arasinda onlar kadar eglenemedik ama yine de anilari yad etmek onlar icin de bizim yad ettigimiz gibi cok daha eglenceli olacak. Neyse Ankaradan ayrilma vakti gelmisti , artik 1 seneden görmedigim
Istanbulda bir hafta yeni acilan Kanyonda islere devam etme durumum oldu. Ne güzel yer gercekten. Bir taraftan Halici , bir taraftan Bogazi görebiliyosun. Yapanlarin eline saglik. Gercekten doya doya bir Istanbul yasadim sayelerinde...
Haftasonu istanbuldan atlayip Ankaraya mezunlar gününe katilmak icin gittim. Cumartesi gunu mezunlar gunu , Pazar gunu de mezuniyeti yasayacacagim icin okulda 2 gun icinde hem mezun hem de bir ogrenci olarak iki ayri mutluluk yasama firsatim olacakti.
Aksam , mezunlar cimlere yayiliyor. Tum donemlerden, tum bolumlerden insanlar var , sohbetler geceyarisina kadar devam ediyor. Sazlar caliniyor , turkuler soyleniyor. Son dakika bir kosu Kizilaydan aldigim darbukayi kullanamasam J da iyi geciyor gece. Eski arakadaslardan , bölümden Erman ve Beslin var, konu bask yönlere cekiliyor ama olsun J Eskiden , hocam saat 12 :00 oldu deyip bizi yurtlara surukleyen gorevliler yerine, simdi cimdeki sohbetimize yurtlar muduru bizzat geceyarisi katiliyor. Yurtlara gitmek yerine sohbet saatlerce , o cimlerin uzerinde devam ediyor. Yurt mudurleri , gorevlileri ilginc insanlar , hadi beni hatirliyorlar ama, 10 senelik mezunun da soyadina kadar hafizalarinda tutmuslar. O kadar ani ,malzeme var ki , bir kitap da onlar cikartabilir. Yorgunluk basgosterince, istenmese de ayriliniyor ortamdan ve tekrar yurt odalarimiza dönüyoruz. Cumartesi gunu boyle gecti , tekrar o eski tadi yakalamak guzel oldu. Iyi ki bu bulusmalara onem veren bir okulumuz , hatta bu noktada ornek bir bolumumuz var. Siddetle tavsiye ediyorum , hatta bir an once yaslansam da daha buyuk tad alsam diye beklemedeyim J)
Bilmiyorum , kacimiz bu zamana kadar katildi , mezunlar gunune , ama ben cok ama cok keyif aldim. Herhalde yillar gectikten sonra daha da keyifli hale gelicek. Tesekkurler ODTU
Mezuniyetin ardindan acele bir sekilde Caglar beni Havasa binmek uzere Astiye götürdü Havas soforleri , ve yanindaki birkac eleman oturmus cay iciyorlar. Heyecanla elinde cantasiyla beni farkettiklerinde , aha kuzu tuzaga dustu deyip , uzerime atliyorlar. Abicim sen yetisemessin , bak ben Havas taksiyim , seni gotureyim. Yetisememe konusunda hakliydi belki bu yurdum insani , ama ne kadar diye sordugumda 90 kusur demesi haklilgina golge dusurecek seviyededeydi. Orda Havasin soforunun soyledigi de 90 .Beni alip goturecek korsan adam sonrasinda , hadi 60 olsun diyor. Ben 50 deyince, hic israr etmeden tamam hadi diyerek cantami sirtliyor. ASTInin disina gidiyoruz. Her taraf taksi dolu , nerde bizimki diyorum. Geliyor abicim diyor. Ben gec kalmisligin telasiyla sinirlenmeye basliyorum. Aha geldi diyor, dedigi beyaz bir tofas , bu mudur taksi diyorum. Abicim , Havas taksi bu , veya buna havas taksi deniyor. Gozumu karartiyorum ve biniyorum , o ikilemde zaten ona mi buna mi bineyim derdinde degilim. Ama adam israrli , cantalari arabaya dizmis bulunuyor.
Yola ciktik. 2 haftalik , Ankara , istanbul ,Samsun seyahatlarinde , taksicilerle siyasi nabzi tutmaya calisan ben , burda telastan hicbirsey demiyordum. ( Bu arada taksi soforlerinin goruslerinden derlenen siyasi tabloyu yakinda anlatmaya caliscagim) .Adam ,abicim bana bir su alirsin diyerek muhabbet etmeye calisiyor. Tamam deyip ben de aliyorum.Tabi arabadan cikmadan. Sise bitiyor , sanki adam kucucuk kagit atiyor, o da atilmaz ya.... Plastik siseyi aynen disariya, otobana dogru savuruyor. Ha bu arada yakinlastikca telas azaliyor , biraz siyaset konulari acilmaya basliyor. Vatanimi cok seviyorum muhabbeti aciyor. Ya diyorum bu nasil vatan sevmek , siseyi camdan firlattin ya... Abicim diyor , ben atmasam ne olur. Zaten otobanlari temizliyorlar , is kapisi aciliyor iste temizlikcilere. Adamdaki zihniyete bakin !!! Neyse , ASTIde herkese selam vere veree gelen korsanimiz , Esenboganin kapisindan da guvenlige selam vererek , hatta korna calarak geciyor. Duruyoruz havaalaninin girisinde. Ben , adim kadar emin oldugum 50 YTL yi bu korsana veriyorum. Burasi iste en onemli yeri , bence deli gibi saflik yapiyorum, hem de nasil bir saflik!!!!!.... 50 ytl vermemisim gibi , korsan bir dalginligimla abicim bu 5 ytl demez mi ??? Yaw nasil olur , ben sana 50 verdim ? adam guleryuzlu , abicim falan filan. ee ben gec kaliyorum. cebimden bir 50 milyon daha cikariyorum. 5 i tabiki geri aliyorum. Hadi diyorum görüsürüz.. Arkamdan bir de su 5 ytlyi de sigara parasi yapsana abicim diyor. Ben yok diyorum. Ayakustu 45 ytl hic oluyor. Tabi o an farkinda bile degiliz, nerdeyse aciyip 5 i de vericegiz.
Havaalaninda yetisme telasi bittikten sonra ziller caliyor. Biraz sorusturma, arama , sikayet derken , olayin kafamda tasarlandigi sekilde olduguna kesin kanaat getiriyorum. Polisin bana dedigi , abicim ne kadar saflik yapmissin. Benim derdim para da degil be kardesim , kacakciliktan Ankaranin gobeginde para kazanilmasinda diyorum. Adam tek basina cete gibi , ASTI biliyor, havaalani biliyor. Asti -Havaalani arasi adama rant kapisi. Polisin dedigi , burasi Turkiye kardesim , olur boyle seyler. Ohh bee , rahatladik. Kazayla adam oluyor bu memlekette!!! Ah be Caglar beni Havaalanina biraksin Taksiciden zengin olcaktin diyorum kendi kendime J Bugun icinde , buyuksehir zabitayi ariyorum , benzer cevaplar .Ankara Taksiciler dernegini ariyorum, beni zabitaya yonlendiriyor. Plakayi aldin mi ? yaw almasak bile adam orda elini sallaya sallaya geziyor. Dedikleri , cepci var ya cepci , bunlara da copcu deniyor hemserim , gecmis olsun :)) Bitti , konu kapandi... Neyse , aman dikkat !! 100 ytlyi 20 , 50 ytl yi 5 yapiyorlar. Burasi Turkiye deyip gecip gidiyorlar ... Basit numara nasil yedim , cok icime oturdu acikcasi... Paylasmak istedim...Varsa arayabilecegim baska yerler , bildiren olursa sevinirim. Dikkatli olmak dilegiyle...
Evet , sonunda Köln havaalanina variyorum. Internetten baktigim tren seferi olmayinca, Pazartesi sabahi 4 e kadar kaldim havaalaninda. Sevdigim bir olay , problem yasamak. Zaten problem yasamasam mutlu olamyan bir insanim J Neyseki alelacele eve geliyorum 2 saatin sonunda, cantami hazirlayip eve gidiyorum.... Yazilari yaziyorum, cok seviyorum anilari paylasmayi ... Bilgi paylasildikca cogalir..Sevgiler saygilar...
Ömürden M. Sezgin
Wednesday, June 06, 2007
Almanya semalarinda Ömürden gidiyor ….8. seri
Almanyaya geleli su an tam 1 ay oldu. Neler yasadim ki bu gurbet eller de neler… Acikcasi uzakdogu ve ardindan 2 aylik Turkiye sonunda da 1 ay Almanya olunca benim de basim döndü diyebilirim. Ama hayat bu , tecrübeler bu yaslarda yasaniyor. Acikcasi boyle desem de bazen kendim bile inanmiyorum dediklerime. Ömürden diyorum , bu kadar haraketten sonra ne gececek eline, otur oturdugun yerde. Neler kaybetmedim ki bu olaylardan sonra , belki firsat maliyeti olarak bakmak lazim kaybettiklerime , ama arkama dönüp baktiktan sonra üzülmüyor degilim. Boschtaki is yasami, ordaki dostluklar, Bursa MMO , ODTU mezunlar dernegi , ve 3 yil beraberlik kurdugum özel kisi…
Neyse , tekrar dönelim yeni hayatimizda neler döndügüne. Öncelikle , burdaki is yasamindan bahsededyim. Isimize alistik sayilir, sabah git aksam cik , her zamanki olagan sürec. Ev yasami , daha dogrusu ev bulmak burda zorladi beni diyebilirim. Malum okuyanlar bilir, Tayvanda alan olarak odalar ne kadar pahali olsa da , üstün Türk pazarlik yetenegimizle ordaki güclükleri asmistik. Burda ise , tam tersi , para ne kadar isteseler vericem , ama Türk müsün , biraz cekiniyor insanlar . Alman ögrencilerin genelde beraber kaldiklari, WG ( Wohngemeinschaft) dedikleri , evleri aramaya koyuldum geldigimde. Herhalde 20 kadar yer aramisimdir. Almancamizin bozuk olmasindan dolayi , en az 10 u , doldu kardesim diyerek bizi tersledi. Ben en azindan böyle düsünüyorum.Birkacina da mülakata cagrildim. Acikcasi basta böyle kolay olur diye düsünüyordum ama eve gittigimde , karsimdaki cocuklarin ellerinde mülakata cektikleri kisilerin listesini görünce bu evleri girmenin, ise girmekten veya Almanya vize almaktan zor oldugunu gördüm.
Neyseki sonunda, iki Almanin kaldigi mutevazi bir yer buldum. Mutevazi dedigime bakmayin , diger evlere goöre biraz daha pahali olan bir yer. Ama tren istasyonuna yakinligi , ve mecburen bir ev bulma gerekliligindeni dolayi beni cagirma tekliflerini geri ceviremedim desem yalan olur. Neden yalan olur, bu evi bulduguma o kadar sevindim ki , bana verilen , ve kendi tercihime göre harcamam gereken para nerdeyse suyunu cekmek üzereydi. Hatta adamlara yalvarmama ragmen, bir de ev sahibi senle konusacak demezler mi , sanki NATOya adam aliyolar. Ben de bir süre kaldigim oteli bu yüzden degitirmek zorunda kaldim. 60 euro bir otele vermek hakkikaten insanin belini büküyor. Neyse ev sahibiyle de yapilan mülakattan sonra eve kabul edildim. Inanin ise girmis kadar sevindim.
Asil dertler bundan sonra basliyordu tabi. Evde bana verilen kücük bir yatakla odamda kendimce bir yatma , hatta uzanma yeri olusturdum. Tabi bu ne kadar giderdi kimbilir. Bir an önce esya alip Almanyada da düzenli hayata gecmem gerekiyordu. Malum Tayvan , Bursadaki esyali evlerim derken , burda da uzun vadeli bir ev düsünme sansim cok yoktu. Sirtina cantasini takan , ordan oraya savrulan Ömürden icin , bu kadar pahali esyalar alip , tamamen kurulmak mantiksizdi. Gezmeyi seven bu sahsiyet, zaten bu evde de cok uzun kalamazdi. En azindan haftasonlarini bu evde gecirmeyecekti. Bakalim durum nasil olur o bilinmez ama esya sartti.
Neyse , tekrar dönelim yeni hayatimizda neler döndügüne. Öncelikle , burdaki is yasamindan bahsededyim. Isimize alistik sayilir, sabah git aksam cik , her zamanki olagan sürec. Ev yasami , daha dogrusu ev bulmak burda zorladi beni diyebilirim. Malum okuyanlar bilir, Tayvanda alan olarak odalar ne kadar pahali olsa da , üstün Türk pazarlik yetenegimizle ordaki güclükleri asmistik. Burda ise , tam tersi , para ne kadar isteseler vericem , ama Türk müsün , biraz cekiniyor insanlar . Alman ögrencilerin genelde beraber kaldiklari, WG ( Wohngemeinschaft) dedikleri , evleri aramaya koyuldum geldigimde. Herhalde 20 kadar yer aramisimdir. Almancamizin bozuk olmasindan dolayi , en az 10 u , doldu kardesim diyerek bizi tersledi. Ben en azindan böyle düsünüyorum.Birkacina da mülakata cagrildim. Acikcasi basta böyle kolay olur diye düsünüyordum ama eve gittigimde , karsimdaki cocuklarin ellerinde mülakata cektikleri kisilerin listesini görünce bu evleri girmenin, ise girmekten veya Almanya vize almaktan zor oldugunu gördüm.
Asil dertler bundan sonra basliyordu tabi. Evde bana verilen kücük bir yatakla odamda kendimce bir yatma , hatta uzanma yeri olusturdum. Tabi bu ne kadar giderdi kimbilir. Bir an önce esya alip Almanyada da düzenli hayata gecmem gerekiyordu. Malum Tayvan , Bursadaki esyali evlerim derken , burda da uzun vadeli bir ev düsünme sansim cok yoktu. Sirtina cantasini takan , ordan oraya savrulan Ömürden icin , bu kadar pahali esyalar alip , tamamen kurulmak mantiksizdi. Gezmeyi seven bu sahsiyet, zaten bu evde de cok uzun kalamazdi. En azindan haftasonlarini bu evde gecirmeyecekti. Bakalim durum nasil olur o bilinmez ama esya sartti.
Evdeki kisa yasamimdan da bahsetmek gerekirse ; Almanlarin hepsi sitematik ve organizasyon hastasi diyebilirim. Plan plan plan… Evdeki ilk haftamda evi temizlemek adina is bolumu yaptik.Bana mutfak cikti. Ben kisaca temizleyecegimizi zannederken , elemanlarin saatlerini banyo ve koridorlari silmeye ayirdigini görünce . mahcup olamamak adina, Bursada belki de 2 yildir mutafaga verdigim ozeni burda iki defa mutfak temizlerken verdim. Evi temizle, evde yemek yap , yatagini topla, kokma J , gibi bir cok disiplinel haraketten sonra annem artik benimle gurur duyardi sanirim. Askere gitmemis olsam bile, burda Almanlarla askerligi yasiyorum diyebilirim. Hatta yakin zamanda, ev sahibinin kontratta yazdigi , benim su asamada yeni ogrendigim ev boyama isine de gececegiz gibi duruyor. Ne zaman onun adina da toplanti yapariz bilemiyorum J))
Almanyada akrabasi olmayan , acikcasi bulundugu yere yakin bir tek arkadasi olmayan , bendenizin imdadina Boschta staj yapmaya gelen , ilk gördügümde Alman sandigim , hatta Almancami bu adamla gelistiririm dedigim Metin kardesim yardimci oldu. Yaninda Trabzonlu arkadasi Mehmetle geldiler bir Cumartesi günü. Ömürdene kalsa , IKEA ya ya tek basina gitmek , ordan esyalari almak bir iskence olabilirdi. Onu , arkadaslar geldikten sonra anladim. Saat 13:00 da gittgimiz IKEAdan esyalari saat 18:00 da eve getirebildik hem de arabayla iki sefer yaparak. Adimin 1 euro oldugu bu memlekette Ömürden bu isin altindan kalkabilir miydi ? Hayir tabiki. Ne kadar sükretsem azdir Metin ve Mehmete. Hatta , Almanyada yasamis olmalarindan kaynaklanan , biz Türklerde fazla bulunmayan , planlama kabiliyetlerini taktir ederim , kendi plansizligimi lanetlerim _:)) Metin e bu arada bana hediye ettigi o lüks , tekerlekli , sallanan beyaz koktuk icin tesekkür ediyorum. Keske 6 saat boyunca montajiyla ugrastigim malzemelerin kurulumuna da yardim etselerdi J) 18:00 da basladim gece 01:00 da kan ter icinde bitirebildim. Neyseki su an cok guzel bir odam var…
Genel hatlariyla 1 ay icinde olan biteni özetlemeye calistim. O arada aslinda Istanbulun kardes sehri , kedimi Istanbuldaymisim gibi hissettigim Köln hakkinda birkac cümle etmek isterdim ama bundan sonraki ayrintili gezilerimde anlatirim. Kisaca bahsetmek gerekirse , (yine dayanamadim) , Ren nehrinin ortasindan aktigi, köprüleriyle bana bogazi andiran Köln gercekten Avrupanin enfes sehirlerinden biri. Bu zamana kadar 4 kere ziyaret ettigim Köln e , is kalma derecesinde ciddiye bindigi zaman ayri bir sevdim. Bu arada kaldigim sehrin adi Koblenz, o da Ren nehri kenarinda 150 bin nufuslu bir sehir. Ren nehrine uzanan Alman kösesi görülmeye deger yerlerinden birisi. Ama bundan önceki yazimda bahsettigim gibi , in ve cinin cirit attigi , sabaha kadar top oynadigi sokaklar burda da mevcut.
Almanyadaki su ana kadarki gozlemlerimin ve bundan sonraki hayatimin yorumuna gelince, acikcasi , Ankara ,Istanbul , Bursa gibi yerlerde yerinde duramayan , kipir kipir ordan oraya kosturan Ömürden Sezgin icin buralarda yasam cok da kolay olmayacak. Bir gunde 5 isi hallederken , burda yapacak is olmayinca haftasonlari eve kapanir oldum. Gerci su siralar , 5 donemden beri , Tayvan ve Almanyadan dahi devam ettirdigim yuksek lisansimin son asamalariyla ugrasitim icin , evde oturmak olagan sonuc. 2 aydir bir tezi yazmaya calisiyorum. Herhalde su sikintiyi , bu hafta gidecegim ODTU de atlatabilirsem , bundan sonra daha aktif olmaya calisacagim.
Gurbetci ulkesinden sevgi ve saygilarimla…
Ömürden M.Sezgin
Almanyadaki su ana kadarki gozlemlerimin ve bundan sonraki hayatimin yorumuna gelince, acikcasi , Ankara ,Istanbul , Bursa gibi yerlerde yerinde duramayan , kipir kipir ordan oraya kosturan Ömürden Sezgin icin buralarda yasam cok da kolay olmayacak. Bir gunde 5 isi hallederken , burda yapacak is olmayinca haftasonlari eve kapanir oldum. Gerci su siralar , 5 donemden beri , Tayvan ve Almanyadan dahi devam ettirdigim yuksek lisansimin son asamalariyla ugrasitim icin , evde oturmak olagan sonuc. 2 aydir bir tezi yazmaya calisiyorum. Herhalde su sikintiyi , bu hafta gidecegim ODTU de atlatabilirsem , bundan sonra daha aktif olmaya calisacagim.
Gurbetci ulkesinden sevgi ve saygilarimla…
Ömürden M.Sezgin
Tuesday, May 08, 2007
Biraz memleket , yeniden yollar…7.seri
Uzakdoğu macerasına başladık, devam ediyor , ha bitti ha bitecek derken sonunda memlekete döndük. Zor karar olsa da , artık düzenli bir hayata , düzenli olmasa da elimizin artık tekrardan para tutması gerektiği sorumlu bir hayata adım atmanın zamanı gelmişti. Zaten çok da özlemiştim , simidi , döneri, kahveyi ve dostlarla yüzyüze sohbeti ... Şubatın 19 unda , tam Çin yeni yılı başlama arifesinde aldım kararı ve atladım geldim istanbula, dediğim gibi artık burda tekrar iş yaşamı başlıyordu.
Başlıktada da dedim ya , biraz memleket sonra tekrar yollar , o işte birazın içini açalım. Ne de olsa uzaklardan gelince insanın daha iyi karşılaştırma şansı oluyor, sürekli görürken alıştığı şeyleri. Önce ulaşımdan bahsedeyim. Malum yeni işimiz ve yeni aldığımız evler aynı yakada olsa da , tam zıt bölgelerde olunca kahrını biz çektik. Hayatımda herhalde üst üste saat sabahın 5 lerinde dikilip otobüslere koştuğum zamanı ilk bu zamanlarda yaşamış oldum. Koş Ömürden koş , kaçtı kaçacak. Ama orada gördüm ki, otobüs şöförleri de az çekmiyorlar. Benim 6:00 da koştuğum otobüsü oralara getirmek için ne kadar yol tepti , saat kaçta kalktı kimbilir.
2-3 vasıta değiştiriyorum her sabah. Bunlardan sonuncusu , belki de istanbulun en uzun otobüs güzergahını tek başına giden 500T. Belki , çoğunuz duydunuz veya binme onurunu elde ettiniz ama bendeniz yaklaşık 1 ay bu otobüslerde seyahatin keyfini sürdüm. Sanki , tekerlekli yatakhane. Bizim durağa geldiğinde acaba binebilir miyim dediğim bu otobüslere , biz her sabah aynı duraktan 10 kişi biniyoruz , sonraki duraktakiler de cabası. Ama içerde öyle güzel bir dayanışma , öyle güzel bir omuz omuza secda var ki, millet birbirine sarıldıkça ayakta uyuyabiliyor. Yer kaptı kaptınız , kapamadınız direklere yaslanıp uyuyacaksınız. Ancak bizim durağa geldiğinde , bizlerde 10 kişi binince içerde tam bir sevgi çemberi oluşuyor ki sormayın. Millet otobüs sallandıkça beraber sallanıyor , birbirine yaslanmış ayakta uyuyor. Şöför , iki arkadaki iki ayaklık yeri gözüne kestirip, “ilerleyelim beyler “ dedi mi, o kenetlenmiş kalabalık hep bir ağızdan arkaya doğtu yürüyor. Tam bir kardeşlik , mutluluk ortamı...:)
Sokaklar, yollar ...İstanbulun belki de en sevdiğim yanı bir vapura atlayıp karşıdan karşıya geçmesi sanırım. Şehirde bile yolcuğu düşünüyorum ya yuh bana artık... Kadıköyden bindi mi vapura ver elini beşiktaş , eminönü.. Geçersin vapurun kıç tarafına , bir yandan şarkını tüttür, bir yandan simitleri martılara savur. Başta bayağı ilginç gelmişti ama alıştım şimdilerde sanırım , martıların havada kapmalarına. Dünyanın en güzel kavuşma yerinde , bir oradan bir oraya uçup, bedavadan J simitleri götürüyorlar.Başlıktada da dedim ya , biraz memleket sonra tekrar yollar , o işte birazın içini açalım. Ne de olsa uzaklardan gelince insanın daha iyi karşılaştırma şansı oluyor, sürekli görürken alıştığı şeyleri. Önce ulaşımdan bahsedeyim. Malum yeni işimiz ve yeni aldığımız evler aynı yakada olsa da , tam zıt bölgelerde olunca kahrını biz çektik. Hayatımda herhalde üst üste saat sabahın 5 lerinde dikilip otobüslere koştuğum zamanı ilk bu zamanlarda yaşamış oldum. Koş Ömürden koş , kaçtı kaçacak. Ama orada gördüm ki, otobüs şöförleri de az çekmiyorlar. Benim 6:00 da koştuğum otobüsü oralara getirmek için ne kadar yol tepti , saat kaçta kalktı kimbilir.
2-3 vasıta değiştiriyorum her sabah. Bunlardan sonuncusu , belki de istanbulun en uzun otobüs güzergahını tek başına giden 500T. Belki , çoğunuz duydunuz veya binme onurunu elde ettiniz ama bendeniz yaklaşık 1 ay bu otobüslerde seyahatin keyfini sürdüm. Sanki , tekerlekli yatakhane. Bizim durağa geldiğinde acaba binebilir miyim dediğim bu otobüslere , biz her sabah aynı duraktan 10 kişi biniyoruz , sonraki duraktakiler de cabası. Ama içerde öyle güzel bir dayanışma , öyle güzel bir omuz omuza secda var ki, millet birbirine sarıldıkça ayakta uyuyabiliyor. Yer kaptı kaptınız , kapamadınız direklere yaslanıp uyuyacaksınız. Ancak bizim durağa geldiğinde , bizlerde 10 kişi binince içerde tam bir sevgi çemberi oluşuyor ki sormayın. Millet otobüs sallandıkça beraber sallanıyor , birbirine yaslanmış ayakta uyuyor. Şöför , iki arkadaki iki ayaklık yeri gözüne kestirip, “ilerleyelim beyler “ dedi mi, o kenetlenmiş kalabalık hep bir ağızdan arkaya doğtu yürüyor. Tam bir kardeşlik , mutluluk ortamı...:)
İki tane arkadaşım oldu gelir gelmez. Ina ve Cini ... İşten çıkar çıkmaz sokakta beraber top oynuyoruz onlarla. Hele geceleri , ben artık yorgun düşünce onlar oynuyor tek başlarına Almanya sokaklarında. Ne biçim kader , insanın bol olduğu yerde , utangaçlıklarından dolayı yanaşamazken , utancın az olduğu bir yerde sokaktaki sakinlikten yakınıyorum ya ne
Neyse , bu zamana kadar ki yazdıklarımdan biraz daha artistik veya sanatsal bir yazı mı oldu dersiniz bilemem ama artık gözlem aktarmaktansa içimden ne gelirse onu yazacağım. Mesajla da atmak yerine bloğa koyarsam ilgilenenler görür kanısındayım. Saygı ve sevgilerimle...
Ömürden
Monday, March 05, 2007
Yeni yerlere yelken açtım..6. seri
Öncelikle bu son dönemde , tanıştığım doçent ve girişimcilik dersindeki öğrencilerle beraber yaptığımız ortak çalışmalar hakkında yazayım. Bilindiği üzere bir dönem boyunca burda , Tayvan’ın kaynaklarını nasıl daha iyi tanıtım için kullanabiliriz üzerine çalışmış ve elimizden geldiği kadarıyla bu bölgenin uluslarası firmalarıyla kontağa geçmeye uğraşmıştık. Bu noktada ,Asustan sonra BenQ ve Acer’la da aynı şekilde görüşme ve konuyu onlara da açma şansı yakaladık. Sunumlar , görüşmeler olsun , uzakdoğu iş yaşamı hakkında az da olsa bir bilgi birikimi yakalama şansım oldu. Dakiklikk ve düzen konusunda Avrupalılar kada olmasa da bizlerden de daha iyiler diyebilirim. Çalışma ve sosyal yaşam açısından bizlere göre daha fazla ve yoğun bir yaşantıları var. Bu verimsizlikten dolayı mı yoksa çok çalıştıkları için mi böyledir onu bilemiyorum, ancak toplamda 5 günlük yıllık izin ve ortalama 1200 dolarlık mühendis maaşlarıyla gerçekten ağır çalışma şartlarının olduğu bir gerçek. Bu da , bu bölgede çalışmak ve tecrübe edinmek isteyen kişilere bir bilgi olarak yardımcı olur sanıyorum.
Bu konuda , bana düşen görev ve kariyer açısından fırsat çıktı mı derseniz , açıkcası Çinceyi iyi bilmeden ve de bu ağır şartları kabul etmeden burda çalışmak zor. Ancak yoğun bir şekilde yaptığım başvurulardan birine , tamm askerlik kararı çıkartma arifesinde yanıt alma şansım oldu. Bir akşam , aldığım bir telefonda karşımda ingilizce konuşan ve beni Malezyada görevlendirmek isteyen bir kişiyle tanışma fırsatım oldu. Birçok başvurudan hangisi olduğunu başta anlayamasam da sonradan yaptığım araştırmada , Kuala Lumpur yakınlarında üretim yapan uluslarası düzeyde bir Alman fabrikası olduğunu öğrendim. İnanın son dakika çıkan bu durum beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Tayvan’da kalmak belki de en doğrusuydu ama Asyadaki birçok kültürü bir arada barındıran Malezyada çalışmak benim gibi macera meraklısı bir insan için neden olmasın diyerek , finanse ettikleri uçak biletlerini alıp Hong Kong üzerinden Kuala Lumpura unutamayağım bir seyahat yaptım.
Devam ediyorum , yürüme olayı bitmiyor. Esmer , klasik bir ortadoğuluyu andıran yapımız , her zaman müslüman bir grubun beni keşfetmesini sağladığı için burda da , “hallal food” diyerek yanıma yanaşanları yadırgadım diyemem. Aynen beni aldıkları gibi , aralarda , binaların üst katlarında olan Pakistan , Malezya , ve Hint lokantalarına çekip götürüyorlardı. Ama garibime giden , bu zamana kadar hiç bir Türk lokantasına rastlayamadım. Tamam , belki yemekler benzer ama neden şöyle ağız tadıyla bir döner yemeyelim , öyle değil mi? Neyse , pahalı olunca biz yine Mc Donalds’ın yolunu tuttuk.
Tesadüf eseri ,sahilde yürürken kafası sarılmış, kap kara bir hintli beni tutuverdi. Muhabbeti ve
Yola devam ederken , yorulmanın da verdiği isteksizlikle bir hongkongluyu durdurup, “ yav kardeşimbu binalardan başka görecek yer yok mu burda “ diye soruverdim. Asıl görülmesi gereken yerin yanındaymışım da haberim yokmuş. Bu , hongkongu yukardan seyredebileceğiniz mekana çıkan tranvayların kalktığı bir istasyon. Tarif edilen sokaktan döndüğümde gördüğüm kalabalık bu etkiyi zaten yaratmıştı bende. Trene atlayıp tepeye çıktığımda , gördüğüm manzara dehşetti diyebilirim. Amerikan şehirlerinde , görme fırsatım olmadı ama , belki de daha iyisi bir manzara. Okyanus kenarındaki bu dehşet ışıl şehrin , devasa gökdelenleri...Unutulmayacak bir andı benim için.
Sabah Kuala Lumpur yolculuğu var. Saat 10 gibi Asyanın ,hatta sürekli reklamlarında bahsedildiği gibi “ gerçek asyanın” bu sıcak ülkesine ayak bastım. Yengeç dönencesinden Ekvator yakınına inice , kışın ortasında şortla gezmekten başka çare yok. Sıcaklık 30 derece, bu ısıyı havaalanına iner inmez hissediyorsunuz. İlginç olan , Hongkong’da olduğu gibi burda da, “Burası dünyanın en iyi havaalanıdır” yazılı tabelalar var. Bir tane de biz bastırıp Atatürk havaalanına assak hiç fena olmayacakJ) Neyse , malum mülakata geldik , çıkar çıkmaz karşılayan birisi olacağı söylenmişti bana ama , ben kapıdan çıkar çıkmaz, aynı Türkiye’de olduğu gibi insanlar üzerime hücum edince bakmaya bile fırsat bulamadan ortamdan ayrıldım. Ama kısadan , uzaktan elinde pankart olan insanları da süzmeyi bırakmadım. Adımı tutan esmer adamı bulmam yaklaşık 10 dakikamı aldı diyebilirim. Tayvandan kara kaş kara göz bir adamla karşılaştığını gören şöförün suratını görmenizi isterdim. Herhalde içinden “ bu çinliler nasıl da evrim geçirdiler “ demiştir herhalde. Neyse , yine soldan akan bir trafiğe girerek beni kalacağım otele yerleştirdi. Söylemeden edemeyeceğim, ben mutevazi bir otel beklerken , firmanın benim için Sheraton oteli 32. katta bir oda ayarlaması beni çok fazla onore etmedi diyemem. O gazla adama, sabah 8 de gel ve beni al demem de cabası J)
Sabah atladık arabaya , bana verilen bilgi çercevesinde fabrika 1 saat uzaklıkta ama gittikçe gidiyoruz. Döndük dolandık ,ekvatoral ormanların içine girdik. Yeşillik taşların , kayaların arasında taşarcasına fazla ve gür. Fabrikaya geldik , Almana muhabbet , mülakat , İngilizce muhabbet mulakattan sonra işe alındığımızı beyan ettiler. Kısa zaman olunca , bu tropikal ormanda , fabrika yanında mühendislere verecekleri bungalovları gezdik, yemek yedik, etrafı gördük. Almanların , ve tabiki benim , etrafta bizim kedi köpekler gibi gezen maymunları gördüğündeki yüz ifadesini görmenizi isterdim. Hatta fabrika müdürüne ondan sonra “ ben hep şehirlerde yaşadım , ne yaparım” dediğimde “ biz sanki ormanda yaşadık” demesi olaya tuz biber ekmişti. Neyseki, Almancayı biraz unuttuğumdan böyle bir laf ettip diyerek toparlamam sorunu kısmen de olsa rahatlattı diyebilirim. Neyse , 7 saatlik bir tanışma ve tanıtma merasiminden sonra be tekrar yoluma bakıp , memleket Tayvana doğru yola çıktım, tabiki kafamda birçok soru işsareti ile. Çok güzel, çok harika bir ortam , ucuz yaşam ve Asya’yı deli gibi öğrenme keşfetme şansı da cabası , ama aktif, yerinde duramayan Ömürden’e ne olur maymunlarla o soru işareti işte J Artık maymunlar evrimlerini tamamlayana kadar beklemek düşecekti bana J Neyse, 3 gün içinde 3 havaalanını , 3 ülkeyi hatim ettikten sonra , küçük odama geri döndüm. Bundan sonraki süreç karar verme , düşünme zamanı.
Şu an İstanbuldayım , yine acil ve radikal bir kararla 19 saatlik uçak yolculuğundan sonra memlekete vardım. Şimdi amaç , bilindik bir Türk firmasının Almanyadaki fabrikasında çok kısa bir zamanda işe başlamak. Öncesinde 4 aylık bir İrlanda görevi olacak. Anlaşılan , Asyanın bir ucundaki adadan , bu sefer Avrupanın ta ucundaki bir adaya geçeceğim. Adalarda hayatı anlayan bir insan olarak çok zorluk çekeceğimi zannetmiyorum ancak, ana karadan ayrılıp farklı ülke olarak kendilerini benimseyen ada mantığını anlamak açısından çok iyi tecrübe olacak. Yakında irlanda ve dönüp dolaşıp tekrar döndüğüm Avrupa anılarıyla görüşmek üzere. Keyifle okuduğunuzu umar ,İstanbuldan sevgiler saygılar sunarım.
Ömürden M.SEZGİN
SAL99' ODTU EM 04'
http://omurdens.tripod.com/
Diğer yazılar için http://omurdens.blogspot.com/
Fotoğraflar : http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/
Videolar : http://youtube.com/profile?user=omurdens
Monday, January 22, 2007
我 在 台 灣 學 中 文
Tuesday, January 16, 2007
Chinese Presentation about Turkey
Although Chinese is one of the difficult languages in the world, finally I managed to prepare a presentation and had the chance to present my country by using this language. The main problem was of course the reading problem because of the characters.
Subscribe to:
Posts (Atom)
