我 學 了四 個 月 了 。 我 現 在 住 在台 北 市 。 在 這 裡 有 很多 跟 我 的 國 家 不 一 樣 的 東 西 . 我 在 這 裡 給 你 們 看 我 的 日記 !!!!我 覺 得 你 喜 歡 看 !!!
我是 土 耳 其 來 的。 我 的 中 文 名 字 是 歐 木 丹
Although Chinese is one of the difficult languages in the world, finally I managed to prepare a presentation and had the chance to present my country by using this language. The main problem was of course the reading problem because of the characters.

sokaklarda, gece pazarlarında her geçen gün yeni bir yerde yiyerek , yemekleri daha derinden öğrenme fırsatı yakaladım. Yeni favorim Çin Mantısı dedikleri , bizim mantının biraz daha büyüğü ama yoğurtsuz olanı. Tabak içinde 10 adet aldığınızda gerçekten doyurucu , burdaki ekmeksiz yemeye alışanlar için böyle diyebiliriz. Biz Türkler malum , her alanda olduğu gibi burda da biraz abartıya kaçarak , 15 er 20 şer götürünce , restoran sahibi olsun , etrafımızda farklı görüntümüzden dolayı bizlere bakan insanlar olsun şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Ben de aynı şekilde geri baktığımda , gözlerini aniden çevirip yemek yemeye devam etmelerini izlemek hoşuma gitmiş olsa gerek ki, her seferinde bunu yapıyorum. Bilseler ki , uzakdoguda 5 aydan sonra önümüze içi lavaş dolu 3 tane iskender koysalar nefes almadan yiyeceğizJ)
yerde bulunan büyük tencerelerden ücretsiz sıcak pilavınızı ve yanındaki sebilden soğuk çayınızı aldıktan sonra , hemen yakınındaki raftan kaselerinizi, çubuklarınızı alıp masanızda yemeğin gelişini beklemeye başkıyorsunuz. Mantı benzeri bu yemek , yoğurtsuz olunca katık yapmak adına , kenarlarda bulunan küçük tabaklara , sosları koyarak özel bir karışım yapma şansınız var. Defalarca yapmama rağmen hala daha sosların isimlerini öğrenemedim , ama karışım gerçekten acı bir tat verince lezzet iki katına çıkıyor.( http://www.youtube.com/watch?v=Rl8WikRxZiI ) Neyse mantılar gelmeden , kısaca başka bir gelenekten de bahsedeyim , kalabalık gittiğimiz her yemekte , kişisel olarak yemek istemek yok , herşey yuvarlak masanın ortasına isteniyor. Tabi biz, diğerlerine fazla dokunamayınca genelde mantıların yakınında saf tutup, gözlerimizle diğerlerinin yemelerine fırsat vermeden bitiriyoruz. Yetmezse gizliden tekrar sipariş veriyoruz. Ama çubuk kullanmada bizden ileri toplum olunca geçikmeler de yaşanmıyor değil. Biz sadece mantıya sadırınca şu ana kadar fazla da sorun yaşamadıkJ)
En garip, bu ortak bir düşünce güvenebilirsiniz , siz de aynı duyguya kapılacağınıza hiç şüphem yok, tavuk ayakları. Yanlış okumadınız , adamlar burda iştahla tavuk bacaklarını mideye indiriyorlar. Hatta , bayanlar arasında genel bir inanç var ki , bu ayaklardaki kıkırdak kadınların yüzlerini güzelleştiriyormuş. Belki de doğrudur, ama görüntüsünün dışında, arkadaş çekirdek gibi çıtır çıtır yerken ürkmediğimi söylesem yalan olur. Görmenizi isterim her tarafta var .
izlenimlerinden bahsedeyim. Kurban bayramı , aynı ramazan bayramında olduğu gibi bir gün öncesinden kutlandı burda. Bayram sabahı erken kalkıp ,Türkiyede yaşadımız heyecanla camiye gittik. Normalde camide , hristayanlığa ait birşey giremez, öpüşülmez, fotoğraf çekilmez , bağrılmaz gibi uyarı yazıları olsa da içerde gördüğüm manzara beni çok şaşırttı. Dünyanın her tarafından gelen müslümanlarla beraber camide otururken , fotoğraf makinasını her zaman yanında tutan biri olarak tereddüt etmiş olsam da , aniden imamın dijital kamerasını çekip insanları çekmeye başlamasıyla ben de cemaatin büyük çoğunluğu gibi kamerama sarıldım. Teknoloji gelişmiş bir ülke olunca cami içinde o anı kaydetmek isteyenler çok oluyor normal olarak. O anda ben de ünlü bir sözümüzü hatırlamadım desem yalan olur J) Sonrasında , yöresel kıyafetleriyle oraya gelmiş insanlarla tanımasak da bayramlaşmanın mutluluğunu yaşadık.Pakistanlısı, Endonezyalısı, Malezyalısı , Hintlisi , Tayvanlısı , Arabı , Türkü hep ordaydı...
Malum normal zamanda sıkışan metro , o gün , insanların kuyrukta bekleyip trene binmelerine kadar varmıştı. Beklemeden atladık taksiye ama trafik de aynı , şansa oturacak yer bulduk ya ona şükür. Kamera ve makinalarımızı 3 dakika için ayarladıktan sonra geri sayıma başadık bu koca binanın önünde. 5.4.3.2.1.... ve o eşşiz gösteri. Tarifi biraz zor olcak , görmek lazım ama tam saat 12:00 yi vurduğu anda patlamaları görmek , kalabalığın uğultusu altında izlemek çok keyifliydi.( http://www.youtube.com/watch?v=_6Okmksys0s ) Ama yine şunu söyliyeyim , en çok sesi sanırım biz çıkardık , taşkınlıkta da bir numarayızJ) İmrenerek izledim, biz de olsa uğultuyu düşünemiyorum. Bir de olay bittikten sonra insanların direk evlerine dönmek üzere yola çıkmalarını görünce şok yaşamadım değil. Ne oluyor biz daha yeni başlamıştık? Ondan sonra ortam çılgın Amerikalı ve Avrupalılara kalınca döndük bildik görüntülere. Arada sırada , ingilizce konuşmak isteyen Tayvanlıların bize “ hello” diyerek yanaşmaları da cabası , zaten cevabımız biz Türkiyeden geliyoruz “merhabalar”. Coğu belki de nerde olduğunu bilmiyor ama ne kadar tanıtırsak o kadar iyi J))Geceyi sokaklarda insan manzaralarını izeyerek geçirdikten sonra biz de evlerimize daha doğrusu odalarımıza döndük. (http://www.youtube.com/watch?v=feheUYVaqQ4 )
aşkı olunca olay bu noktaya geldi. Buraya kadar gelip de okuyanlara , geribildirimleriyle destek verenlere çok teşekkürler. Yakında yapacağım Çin gezisi planlarına şimdiden başladım. Umarım keyifle okuyorsunuzdur. Bu arada geçen zamanda yukarda bahsettiğim , hocanın ve girişimcilik dersinde önerdiğim bir projenin vasıtasıyla buranın uluslararası firmalarından Asusun yöneticilerine sunum yapma fırsatı buldum. Uzakdoğu iş yaşamını tanımak adına iyi bir başlangıçtı , bakarsınız burda kalma fırsatı bulup daha derinden görme şansını yakalarım. Bu arada yoğun bir şekilde Türkiye ve Avrupa birliği takibi , beni burdan bile olsa Avrupanın en çok takip edilen yorum sitesi “ generation europe” (http://www.generation-europe.eu.com/ ) a Türkiye elçisi olma fırsatını yarattı. Aynı anda Avrupa ve Uzakdoğu keşfi... Yeni yazılarda görüşmek üzere...
Uzakdoğu macerasının 4. ayına girmiş bulunuyorum. Sizleri bir yazıyla daha rahatsız ediyorum , önceden de dediğim gibi elimden geldiğince video , fotoğraf ve yazılarla burdaki izlenimlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Umarım keyifle okuyorsunuzdur. Türkiyede bulunduğum zamanlarda haftasonlarını bulunduğum şehrin dışında gezmeye alışkın bir insan olarak , 3 ayı bu adanın başkentinde geçirdikten sonra yavaş yavaş dışarılara açılmaya başladım. Bu yazıda özellikle adanın güneyinde, tropikal bölgesine yaptığım geziden , Çinceden ve genel izlenimlerimin yanında Tayvandaki Dünyanın en yüksek binası olan Taipei101’den bahsetmek istiyorum.
haftalık tatilimizde güneye inmek adına yola çıktık. Önceki tecrübelerim nedeniyle , saygı duyulan J bir gezgin olmam , bu insanları ikna etmemde faydalı oldu. Bunun yanında Hospitality Club (HC) vasıtasıyla, kalacak yeri de bedavaya getirmem cabası J. Taipeiden ilk olarak Taichung denen , orta Tayvanda bulunan şehre doğru yola çıktık. Bu noktada ulaşım araçlarından bahsetmek istiyorum. Önceki yazılarımda, her koltukta televizyonu olan Singapur havayollarından bahsetmiştim, aynısı burda otobüslerde mevcut. Yakında bize gelir mi bilmem ama sanırım otobüs yolcuğu açısından rahatlığın son noktası. Bir de , düğmeye basarak yatan koltuklar , hatta varış noktasına gelindiğinde şöförün otomatik olarak koltukları kaldırıp uyuyanları uyandırması da ilginç noktalardan biri. Başta , şaşırarak, neden koltuğum kalkıyor diye hayıfladığımda, otobüsteki herkesin uyandığını görünce biraz rahatladım diyebilirim.
benle, burdaki çoğu Türkün anlattığı gibi , ticari konulardan muhabbeti açtı. Kendisi dondurma satıcısıymış burda, önceden de dediğim gibi , döner olsun , dondurma olsun(Dondurma http://www.youtube.com/watch?v=pObRWkxyAwc) , Türk yiyecekleri burda çok rağbet görüyor. Bir fındığı getiremedik ya , neyseJ)Geceyi Kanadalı arkadaşın evinde geçirdikten sonra , Kaoshiung ta , tüm öğleden sonrayı tapınakları gezmeye ayırdık. (Tapınağın içi http://www.youtube.com/watch?v=jfzv0G3Kads) Bu arada , Kanadalı , bana dönüp, “Tarkan” ı bilir misin dedi. Bu , yurtdışına gittiğimde en çok karşılaştığım sorulardan birisidir sanırım. Kendisi , Tayvanda göbek dansı hocalığı yapıyormuş. Tabi bizim gibi bir uzmanı görünce , biz de birkaç figür öğrettmeden geçemedik... ...Ev hakkında önemli Jbir şey daha, evde bir de arkadaşın kedisi vardı. Evler küçük olunca ,kediyle aynı mekanda yatma durumunda kaldım. Bir şey yapmaz veya ısırmaz demesi bana yetmişti , ama gece yarısı üzerimde , şansıma o aşamada yorganımı penceleyen kediyi görüp uyanınca hayatımın en korku dolu anlarını yaşadım... ...(HC ve o kedi http://www.youtube.com/watch?v=MHQ0zgTz5JQ)
manzara bizi çok şaşırttı. Arkadaşın bizi götürdüğü koca binadan girer girmez, bir tarafta papanın resimlerinin asılı olduğu bir tarafta haçların asılı olduğu duvarları görünce garipsemedim değil. Tam da Papanın Türkiyeyi ziyaret ettiği gün, geldiğimiz bu mekan Fransız katoliklerinin pansiyonuymuş. Para verceğimizi öğrenince bir şok daha yaşadık , ama mekan yine de diğer yerlerden daha ucuzdu.Türk parası 5 ytl ye , doktoriyer (bu kelimeyi tam anlayamadım) denen , duvarlarında haç asalı ,yatak yerine yerlerde çokca yastık , minder ve yorganın olduğu mekanda iki gece geçirdik.
motosiklet kiralayıp , yola koyulduk. Dağlarda adeta slolom yaparaktan , bulutların arsındaki zirvelere ulaştık. Çoğunluğunu yerli aborjinlerin oluşturduğu köyleri ziyaret edip, dağların arasındaki ilginç tünellerde mola verdik. 5 saatin sonunda , motosiklette bir uzman oluverdim. O kadar zevkli ki, geri verirken aklım orda kaldı. Ha bu arada, toplam 60 km yol için aldığımız gazın fiyatı 6 ytl. İnanılacak gibi değil.(Gezi videosu http://www.youtube.com/watch?v=vjqykGmtGiI ). Sabahleyin de , Hualien sahilinden pasifik okyanusuna bakıp, hem deniz hem de biraz memleket hasreti yapıp , başkente geri döndük. Şöyle demem gerekir ki, kıta Çini gezme açısından iyi bir prova oldu... Ama once para konusunu ayarlamak gerekiyor, belki sponsor olmak isteyen cikar ...