Wednesday, November 01, 2006

Uzakdoğuyu keşfederken..3.seri


Her geçen gün yeni yeni şeyler öğrendiğim uzakdoğunun bu şirin adasından , izlenimlerimi paylaşmak adına sizleri tekrar rahatsız ediyorum. Öncelikle bu yolculuğa çıkalı tam olarak 78 gün oldu. Başta sıkıntılar yaşansa da , şu an tam olarak alıştığımı söylebilirim , en çok zorluk çektiğim yemeklere bile:) Bu yazıda , diğerlerinden farklı olarak , Taipei içinde yaptığım 20 km yürüyüşün izlenimlerinden , ev veya daha do[rusu oda kiralama sıkıntılarından , Tayvandaki başarılı geri dönüşüm sisteminden, burdaki ramazan ve cumhuriyet bayramlarından ve de mevcut durumumdan bahsetmek istiyorum.

Bir şehri , veya ülkeyi en iyi gezme yolunun yürüyerek ve haritasız bir şekilde sokaklarına dalma olarak düşünen bir insan olduğum için , keşfetmek adına sabahın 7 sinde yollara koyuldum. Sabahın erken saatlerinde şehirleri gezmek ayrı güzeldir, bunu Avrupada yaşadığım yalnız gezilerimden biliyorum. Merkezi bir noktadan , bu şirin adanın başkentini gezmeye başladım... Sokaklar erken saat olmasına rağmen dopdoluydu... Uzakdoğulular erken başlıyor göreve anladığım kadarıyla, tatil olsa bile... Öncelikle gürültülerin geldiği bir pazara girdim. Bizim pazarları aratmıyor, her yandan , özellikle yabancı olduğum için beni yanına çağıran bir ses. Ben de en yakın bulduğum kestane satıcısına yöneldim. Cebimden hemen , her zaman yanımda bulunan fındıktan uzattım , beğenmedi ama olsun. Biz de kavrulmuş olarak sattık mı aynı bu kestane gibi seversin dedim içimden. Sonra tekrar devam ediyorum. Gürültünün olduğu bir parka girdim , daha Çince anlamadığımız için kalabalığın bu saatte neden toplandığından haberim yok , ama parklardan bahsetmek gerekirse , her zaman kalabaligin bulundugu yerler.. Egzersiz aletleri var , yaşlı insanlar spor yapmakla meşgul. Bazı kişilerde , banka oturmuş masaj yaptırıyor , bu masaj olayı gerçekten burda çok yaygın.

Yürümeye devam ediyorum. Öncekinden daha büyük, nehrin kenarında bir parka gittim , koşanlar , hatta saksofon , gitar çalanlar var tek başlarına. Parkta özel ayrılmış alanda beyzbol oynayanlar var. Tayvan biraz daha Amerikanvari bir yer olduğu için , burada bu tarz şeyleri görmek mümkün. Zaten futbol burda Beyzbola göre daha az popüler diyebilirim.

Sokaklar yabancı dolu. Birkaç , güney amerikadan geldiğini düşündüğüm grupla , ispanyolca selam verdikten sonra yoluma devam ediyorum. Birden dikkatimi inşaatların önlerindeki uyarılar çekti. Türkiyede bu tarz resimleri göremeyiz sanırım. Adam gülerekten , rahatsızlık için üzüldüğünü söylüyor. Bu belki de burdaki insanların ne kadar da kibar olduğunu gösteren bir sembol. Birçoğunun fotoğrafını çektim , ilgilenen olursa siteden bakabilir. Ancak şunu söylemek gerekir ki , belli bir standart yok, aynı uyarıyı farklı şekillerde birçok kere görüyorsunuz. Başka bir konuda , her tarafta sizi izleyen gizli kameralar. Anlıyamadığım ,bu kadar güvenli , bu kadar saygılı insanın olduğu bir yerde, neden bu kadar kameranın olması. Açıkcacı güvenliklerine , ve özellikle sağlıklarına çok önem veren bir toplum burası.

Sokaklardan şimdilik bu kadar deyip, bu süre zarfında kiraladığım bir odadan bahsetmek istiyorum. Evet , oda , nerde o Bursada kiraladığım 2 odalı sıcak yuva J)) Burda yer dar , küçüçük adaya 23 milyon kişiyi sığdırınca, bana da aynı fiyata bir küçük oda düştü , şehrin merkezinde. Tabiki kiralarken pazarlık yaptık. İnanın 2 saat pazarlık sonunda 6500 NT den odayı , 5000 NT ye indirdim. Dikkatiniz çekerim , pazarlık, az ingilizcesi olan Tayvanlı ev sahibiyle yapıldı.Sağolsun , Çinceyi iyi kouşan Ankaradan bir arkadaş vardı yanımda. Ben söyledim , o çevirdi, demek ki kendim anlatsam daha fazla başarı elde edilecekti J)) . Yine de ev sahibini bayağı bir kızdırdık. Bu arada pazarlık konusuna tekrar döneyim, burda pazarlıkta güçlü olduğumuzu bilen , Türkiyeyi birkaç kere ziyaret eden Rus ve Almanlar, özellikle benle bilgisayar almak için randevu almaya başladılar. Sayelerinde, Tayvan içinde nasıl ticaret yapıldığının daha iyi farkına vardım. Hayır diyememeyen bu insanlara bastırdıkça , fiyatları indirme eğilimi gösteriyolar , ama son noktaları var tabiki. Sinirleniyolar. Az kaldı dayak yiyirordum : )))

Geri dönüşüm sistemi hakkında bilgi vermek istiyorum biraz da. Avrupada gezerken onların sistemini az da olsa tanıma şansım oldu. Tamam onlar da geri dönüşüm yapıyolar, hatta Alman stajyer arkadaşla Bursada kalırken , pillerini özel torbasına koyup, şirketteki pil geri dönüşüm kutusuna attğında pek bir şaşırmıştım. Burda , çöp kutusu yok sokaklarda.Çantamda çöp koleksiyonu yapmaktan , yakında kokmaya başlayacağım, neyseki odamda bizdeki sistemden bir ortam oluşturdum. Ama size çöp toplama izlenimlerim hakkında bilgi vereyim. Burda , özel melodileriyle sokaklarda gezen çöp arabaları var. Nasıl biz de çeşmeye birlikte gidilerse J),burda insanlar belli saatlerde toplanıp , müziği duyduktan sonra, beraber dışarı çıkıp çöp arabasını bekliyorlar.( Cop arabasi melodisi video http://www.youtube.com/watch?v=BmwwmXIu9SA). Fotoğraflarını çekme şansım ayıp olur diye olmadı ama çöp arabasının melodisini videolarıma koydum. Yemek yeme konusunda da deli bir geri dönüşüm var. Açıkcacı bu insanlar , neden yemek yemek için çubukları kullanıyolar diye düşünmedim değil. Gelmeden önce, Samsun-İstanbul uçagında Onur air in dergisinde bu konuyla ilgili bir yazı gördüm.Savaş dönemlerinin birinde, lazım olur diye , metal elde etmek için çatal kaşığı eritmişler sonrasında bunları kullanmaya başlamışlar. Çoğu kişi yanında çubuklarını taşıyor. Olmazsa, dediğim 24 saat açık marketlerden , restoranlardan tahta çubuklarınızı alabiliyorsunuz. Sonunda alıştım da , pek sorun yaşamıyorum yerken J)) Yoksa daha bir 10 kilo verirdim.

Biz Türkler , çoğrafi açıdan o kadar iyi yerdeymişiz ki , onu burda daha iyi anladım. İlk defa Türk olduğum için saygı duyulan bir yabancı ülke içindeydim. Ne yalan söyliyeyim , Avrupada Türkün anlamı farklı ,Amerikada bulunmadım daha ama , orda da çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Hele şu Çin seddinin yapılması konusunda karizmamız yeter burda J)) . Neyse demek istediğim tarihimiz ve bulunduğumuz çoğrafya itibariyle bir köprü gibiyiz gerçekten. Bir yandan Almanlar, ingilizler , İspanyollar , güney amerikalılarla iyi geçinirken , bir yandan da burda az bulunan müslüman Mısırlılar, Yemenliler, Faslılar , Çatlılar ( ilk defa burdan bir insana rastladım,Fransızlardan çok çekmişler ) , Araplar , hatta Kanadalı ve Amerikalılarla iyi geçiniyoruz. Bunu katıldığım Ramazan Bayramı organiazyonunda yaşadım. Özellikle , döner ve izmir köfteyi orda doya doya ekmekle yediğim için unutamıyorum. ( Ramazan buulsmasi video http://www.youtube.com/watch?v=X9ik28hHjFU)

Cumhuriyet bayramı ,Türkiyede ne kadar çoşkuyla kutlanmışsa , burda da öyle oldu. Dünyanın dört bir yanından katılımcılarla , buranın en iyi otelinin Balo Salonunda bu güzel günü kutladık. Ben öcekiki yıllarda katıldığım balolarda olduğu gibi papyonumu eksik etmedim J) Konsolostan bile güzel olunca , yabancılara Türk yemeklerini anlatmak zorunda bana düştü. Köfte, Dolma, Baklava... Aman Allahım!!! Uzaklarda olan biri için bu yemekleri yemek ne büyük nimet , gidenler bilir... İki ayın sonunda böyle bir ziyafeti yaşıyınca , birçoğunu yabancılara bırakmadan ben yedim. Dediğim gibi burda ekmek nedir bilen yok , Konsolosumuz sağolsun bolca ekmek getirmiş buluşmaya,zaten bir de döneri görünce 3 günlük ihityacımı ordan aldım diyebilirim.

Uzun yazdım bu sefer biliyorum, şimdi kısaca Çinceden bahsetmek istiyorum.Bizim dilimiz en zor dillerden biri , ama bazı yönleriyle Çince Türkçeye benzeyince sınıfımın en başarılı öğrencisi oldum . Kurduğum cümleleri , hoca diğer öğrencilere anlatmak için inanın her seferinde 10 dakika harcıyor. Sınıfın büyük çoğunluğu Asyalı , hatta biri Moğolistanın başkenti Ulaanbaatar’ın belediye başkanının karısı. Onlar bile benim kadar dile adapte olamadılar. Demek ki, orta asyadaki geçmişimizin bir şekilde bize faydası var ....

Bu arada önceden de dediğim gibi , burda fuarları kaçırmıyorum.Dünyanın dört bir yanından gelenler burdaki ve özellikle Çindeki fuarları ziyaret ediyor. Bir seferinde, açıkcası ilk seferinde , yabancıyım diye üzerime atlayan bir Tayvanlı vasıtasıyla , burdaki hükümetin tanıtım ofisine sürüklendim. Hergün beni alıp , oraya götürüyolar. Tayvanlı üreticilerin ürünlerini Çince açıklamalarını dinliyorum. Bana bir de İngilizce bilen tercüman atadılar. Gerçekten , CEO seviyesinde üreticilerin ürünlerini bu şekilde anlatmalarını dinlemek, çok ama çok zevkli. Eminönünde yapılanın belki biraz daha profesyoneli , ama inanın bu küçük adada 1.6 milyon KOBİ statüsünde firma var. Demek oluyor ki, 20 kişiden biri patron bu adada , Çine gidenler de var... Çoğu kendi pazarlarında müşteriyi doyurunca, ucuz iş gücü için Çine akmış durumda. Bir bilgi daha , TVT ülkeleri , yani Tayland-Vietnam-Türkiye ilerde bu üretim yerleri için lojistik üssü olma durumunda. Eski ipek yolunun tarihi ,Türkiye açısından tekerrür etmede sanırım. Tekrar çok üreten Asya , Türkiyeyi yeni bir ipek yolu üzerine koyacak....

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Umarım keyifle okuyorsunuzdur. Ne kadar bilgi paylaşabilirsem , o kadar mutluyum. Açıkcası , biz onları ne kadar bilmiyorsak onlar da bizi o kadar bilmiyorlar. Bunu , elimden geldiği kadarıyla , buranın en iyi üniversitesinde , paylaştığım Türkiye tantımıyla, kendi tecrübelerimle daha iyi anlamış durumundayım. Gününüzü doya doya geçirmeniz dileğiyle , sevgiler saygılar , uzakdoğunun bu şirin adasından....


Ömürden M. SEZGİN


Videolar için http://omurdens.tripod.com/
Fotolar için http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/
Geliş Hikayesi: http://www.youtube.com/watch?v=eN4Sd4b2d9o

Sunday, September 17, 2006

Tayvan Gunleri...2. seri
















Merhabalar ,

Uzakdogu maceramin 4. haftasindayim.Size burdaki izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Önceden de bahsettigim gibi ,Singapur ve Malezya gezimizden sonra son nokta olarak bu kucuk ada ulkesinin baskenti Taipeiye ulastim. Diger ulkelerle karsilastirdigimda , zihnimde olan uzakdogu havasina burda rastladim diyebilirim.

Öncelikle sokaklardan baslamak istiyorum.Cok kalabalık , her taraf motosiklet , bisiklet, araba... Trafik Türkiyeden de karışık. Belki, bizde arabalar olayı karıştırıyordur ama bir anda yüzlerce motosikletin caddelerde haraket edişini gördüğünüz de gerçekten olay çok daha karışık hale geliyor. Herkes de arabanin haricinde motosiklet var. Kafalarda kasklar , en fazla 4 kişilik bir ailenin motosiklete binip gezdiğini gördüm. Sokaklarla ilgili başka izlenim de , her taraf ışıl ışıl , Çince yazılı ışıklı tabelalar , tüm gece boyunca piril piril. Süpermarketler , haftasonu gece 2 ye kadar açık. Sürekli bir hareket , sürekli bir alışveriş. Carrefourda gezerken kendimi , Türkiyede büyük bir pazarda geziyormusum gibi hissediyorum. Her taraftan sesler , ürünlerinin reklamını yapmak isteyen satıcılar, sanki bina içine koyulmuş büyük bir pazar gibi. Gezerken , yenilen yemekler hakkında derinlemesine bilgi edinebiliyorsunuz. Eğer görüntüsü size hoş gelirse , deneme yapa yapa karnınızı bedavaya doyurma şansınız bile var, ancak görüntünün size lezzetli gelmesi o kadar da kolay değil. İçerde kurbağaları ,yengecleri , kaplumabağları , yılanları ve binbir çeşit balık tipini gördükten sonra ben de iştah falan kalmadı.(video : http://www.youtube.com/watch?v=oICNoWx1nrY) Önceden de bahsetmiştim , Türkiyede pahalılığından yakındığımız muz burda yine favori yiyeceklerimden oldu.En büyük sıkıntılardan birisi de kimsenin inglizce bilmemesi, inanın suyu , ekmeği tarif edene kadar canım çıktı. Tarif ettikten sonra , yetkili kişi ingilizce yerini anlatamadığı için sizi peşine takıp , aradığınız reyona götürüyor. Teşekkür etmek dışında bildiği kelime olamayan bendeniz “şie sie “ deyip mahcup bir tavırla yetkiliye veda ediyorum.

Dedigim gibi her taraf isil isil , gece gunduz hareket. Avrupadaki seyahatlerimde , dukkanlarin erkenden kapanmasindan , bu yuzden ac kalmamdan yakinirken , burda abartmiyorum , beyoglu gibi bir cadde de en az 10 tane 7eleven var. Sabaha kadar aciklar , ve istediginiz her urune ulasma sansiniz var. Ozellikle , mikrodalgada isitilip hazir hale getirilen soguk yiyecekler cok moda. Tabi sekli semalinden , karar verene kadar , her seferinde en az 20 dakika dusunuyorum. 7elevenin yaninda , familymart ve watsons dukkanlari dolu. Bunlarin disinda , bizim kokerec tezgahlari gibi araclarin cadde boyunca park ettigi, koselerinde kucuk kucuk lokantalarin oldugu gece pazarlari mevcut. Aksamlari , insanlar ailecek buralara akiyor. Gurultu ve ilginc kokular burda da hakim.

Sokaklar konusunu bitirmeden , 2. haftamda yaşadığım bir motosiklet maceramı anlatayım. Kaldığımız yer itibariyle biraz tepelerdeyiz. Yürüyerek birkaç kez çıkmayı denedim ama nemin ve ısının çok yoğun olduğu bu ülkede yokuşa attığım 5.adımda sucuk gibi terledim. Neyse bir gün , Tayvanlı arkadaşın da rızasıyla motosikletine atladım , o yokuştan aşağı inip , okuluna gidecektik. Keşke biraz ingilizce biliyor olsaydı , kalbim o yokuştan inerken yerinden fıralaycaktı. Ben artık Türkçe tepki vermeye başladım , “ kardeş biraz yavaş ol, lütfen”. Yok. Bana başta t-shirt unun kenarından tut demişti ama ben o korkuyla elemana sarıldım bırakmıyorum. Hele bir de yüzlerce motosikletin olduğu trafiğe çıktığımızda ben , gözlerimi kapattım. Nasıl okula geldik bilmiyorum ama iner inmez bir şişe suyu bitirdim.Gerçi motorda biz iki kişiydik ama adamlar 4 kişilik tüm aileyi motora bindirebilecek tecrübeyi edinmişler. Rüzgardan korunmak için de , üstlerindeki elbiseleri kollarına ters geçiriyolar Gerçekten bu görüntüleri görmenizi isterdim. Bana çok ilginç geldi. (video sokaklar...http://www.youtube.com/watch?v=mh51QBmmTHw)

Otobüsler de garip burda. Alışmam biraz zaman aldı. Türkiyede önden binilir arkadan inilir mantığına zıt bir durum var.Burda bazen önden bin , arkadan inerken parayı öde. Bazen arkadan binerken parayı öde , önden in. Her seferinde “ yav bu adamlara ne oluyor, niye öne doğru gidiyolar “ diye garipsedim Düşünün Türkiyede bu durumda şöförün şöyle bağırması lazım , “ beyler bana doğru gelin , bakın yanımda boş yer var “ J)) Birkaç kere arkada kalıp , öne doğru kalabalıktan dolayı yürüyemediğim için, parayı ödemeden indiğim de oldu. İlginç olan bir şey de , otobüslerin kapılarında “ No birds “ yazılı , ördek ve kuş şekli olan uyarılar var. Açıkcası bunun ne demek olduğunu anlayamadım. Acaba , insanlar ellerinde kuşlarla mı geziyo , yoksa kuş gribi sıkıntısı çok mu buralarda...

İlk günlerde , en çok garibime giden , ve beni korkutan olay , burda bazı insanlar , özellikle bayanlar , caddelerde , metroda yüzlerinde maskeyle geziyolar. Türkiyeden , kuş gribiydi, Sarstı , uzakdoğuyu böyle izleyen biri olarak , ilk başlarda korku içine düştüm. Sonrasında , hava kirliliği nedeniyle takıldığını öğrendim. Ancak hala daha buna tam inanmis degilim. En çok taşınan , sağda solda bulabileceğiniz , en önemli aksesuarlardan biri de şemsiyeler. Hava güneşli de olsa , insanlar şemsiyeyi ellerinden birakmiyor, surekli acik geziyolar. Mtreodan goruntulere http://www.youtube.com/watch?v=RQXstd858A4 dan ulasabilirsiniz.

Taipei , Tayvanın başkentinin en önemli eseri , şüphe yok ki , dünyanın en yüksek binası olan Taipei 101. Gerçekten , bulutların arasında , bakarken boynunuz ağrıyor. Etrafında , dünyanın önemli fuar alanlarından biri olan Tayvan Ticaret merkezinin binaları var. Birkaç kere fuarlara katıldım , dünyanın dört bir yanından insanlar vardı. Beni gören , farklı olmamızın da yardımıyla , kendi bölümüne çağırıyor , hemen elime bir kartvizit sıkıştırıyordu. Bu tarz hissetmek gerçekten güzel. Bir iki karttan sonra , kendimizi ağırdan satmaya başladık biz deJ)

Yemeklere geldim. İşte burda benim için en önemli sorunlardan biri. Neyseki alıştık , ama alışana kadar 9 kiloyu da vermişiz. Neler var , aslında neler yok ki yemeklerin içinde. Bayağı bir zorlanıyorum. Benim favorim , kızarmış pirinç. Bildiğimiz pilav aslında, ama burda içine ne varsa katıyorlar. Özellikle de yemekleri yumurtali yemeyi çok seviyorlar. Tavuk da favorilerim arasında , zaten et olarak bir onu yiyorum. Yanına da yumurta yiyince yakında bir yumurta sahibi de ben olcam herhaldeJ. Fiyat olarak ucuz, yani örneğin MC donalds tan örnek verelim. Big Mac indeksi olarak açıklarsak , Türkiyede 6,5 TL civarında olan Big Mac, burda 4,5 TL falan. Bu Mc Donalds ( ilk günler tek tanıdık yer benim için burasıydı) fiyatları , diğer yerlerin fiyatlari daha da uygun. Özellikle aksamlari , gece pazarlarında çok daha uyguna karnınızı doyurmanız mümkün.

Burslu gelmiş olsak da , insan birşeyler , özellikle de elektronik eşyalar almak isteyince fazladan paraya ihtiyaç duyuyor. Burda yabancılar için en iyi meslekler ingilizce öğretmenliği ve modellik. Ana dili ingilizce olmayan ve tipinden dolayı insanları amerikalıyım diye kandıramayacak bir insan olduğum için , burda yapabileceğim tek iş olan modelliğe başvurdum. Birkaç reklamda oynamak üzere teklifler aldık , alıyoruzJ)(Perulu arkadasla hirsizlik:))http://www.youtube.com/watch?v=XeKGsx9RtjA) Özellikle tek kaşı olan bir insan olmamla yetkilileri etkiliyorum J) Umarım işler açılır da , mp4, ipod, elekronik sözlük, motorbisiklet ve bu tarz uygun olup da paramın yetmediği ürünleri alırım.

Son olarak da , Çinceden bahsedeyim. Dilbigisi olarak belki ingilizce , almanca ve fransızcaya göre daha kolaydır ancak karakterleri bir mantığa oturtmak çok ama çok zor. İlkokuldaki gibi bir defter aldım , sürekli karakter çiziyorum . Yazmaktan ellerim ağrıdı. Burada dill pratiği yaptığım Alman ve Fransız arkadaşlar da aynı şeylerden şikayetçi .Bakalım zaman geçtikçe , sokakta , süpermarkette , esnaf ve satıcılarla anlaştıkça geliştireceğiz konuşmayı ama yazma şüpheli.

Zamanla izlenimlerimi aktarmaya devam edeceğim. Tayvandan aktaracaklarım şimdilik bu kadar , Belgin!!! Sağlıcakla kalın.

Ömürden M. SEZGİN

Fotolar ve yazılar için;

http://www.flickr.com/photos/30863084@N00/

http://www.omurdens.blogspot.com/

http://omurdens.tripod.com/

Saturday, August 19, 2006

Far East...(English)



Hello all from Taipei/Taiwan,

From the last time that I wrote a blog , a lot of things has changed in my life. First I quitted my job in order to attend a Chinese language course in Taiwan by the scholorship of Taiwan government.Now I am in the international house of Taipei and writing a new blog at 3 am at local time. Let me first tell the story untill now...First of all, after I organized all my stuff in Bursa , I carried them to our house in Istanbul. That was really a hard work that I have never done in my life.Then I went to Ankara in order to take the necessary documents and visa for the travel to Taiwan, visited METU(Middle East Technical Unversity ) in order to arrange online master procedures.Then I took a long way to Tirebolu in order to visit my parents and have a nice holiday. There , I stayed just two days and went to Samsun in order to take an airplane to Istanbul.
So, after a long trip in Turkey , I was ready for the long way to far east. After the last ceremony in Ataturk airport , I started my journey to first Dubai with Singapore airways. This airway company was really exotic because of its traditionally customized host and hosteses,luxurious because of having tv and music set for each seat.After about 4 hours we made a 1 hour stop in Dubai.As I got into the Dubai airport , the muezzin starts to sing. That was really an amazing moment that I still has the feeling of being at my house.Then we flied about 7 hours to Singapore. Since this country doesnt require visa from the Turkish citizens , we got into the city easily. This country is located at the 1 north paralell of the world.That`s why there exists tremendous hot and humidity.There ,we waited for early check-in (it is free of charge 48 hours in advance) then got ito the city by metro. Singapore is really different than I expected. Since that is the first far east country , I expect that everybody speaks Chinese or any other language.However the official language of Singapore is English, and the traffic flows at the left side. There , we met the hospitable hospitabilityclub guys , 2 singaporean, 1 german, and 1 polish (she was the one that we stayed). Then the local people brought us to a special restaurant near the Singapore river. They offered us traditional food and beer (Tiger beer). After that we went to another reastaurant in order to taste Singapore Sling which is the traditional drink of that place. By the way , as a Black sea region guy (where the 80% of hazel nut of the world is being produced) , I gave them hazel nut. Altough they have seen this fruit for the first time, they really liked it.Maybe we can start a trade:))) I , again , want to thank all for their hospitality and kindness.

The next day , we went to Johor Baharu which is a city of Malesia in the border of Singapore. In the customs , we had no difficulties , since we do not need visa for Malesia. This city was like what I expected from a far east country.They speak Malay and Chinese, indian. Chinese temples,churches and also Mosques can be seen since this country includes all of these religions. There , for the first time, I ate fried banana, so delicious. Since the seller was also muslim, he had given me 1 kilo of banana as a present.That was great. Since it took about 20 minutes, we turned back to Singapore, to the harourfront where we got on a cablecar in order to make a round trip around the Singapore city. The view was really great from lots of meter high.

I also want to talk about the saling strategy of Fareast people.In Singaore, I went to the famous China town where you can get stuff such as blaubles , toys and even electronical devices. There , while walking in front of a shop , I just intended to buy handycam. As said that was just an intention. However , the salesman there , stared to offer some accesories with that camera . Then I started to bargain. I did not know how I came to this situation. Actually I was about to buy. Finally the best thing for the slaesman hapende, my intention turned into real request. However , I strongly advised to argain in such shops, because, I bought the camera that had a price of 400 dollars , about a price of 350 dollars including the stuff such as lenses, bag,and protectio coverJ)) The next day we took our flight to Taipei. I will write about this country whose streets are very complex, full of motorbikes, people, cars, bikes and something interesting smell...


Omurden M. SEZGIN

Photos :

http://pg.photos.yahoo.com/ph/omurdenss/my_photos.com

http://omurdens.tripod.com/

Friday, August 18, 2006

Uzakdoguya gidiyoruz...1. seri

Merhabalar ,
Öncelikle Tayvandan selamlar.Buraya geleli 4 gun oluyor , izlenimlerimi aktarma fırsatıni ancak bulabiliyorum.Yolculuğumuz , Singapur havayollarıyla İstanbul –Dubai, Dubai-Singapur ve Singapurdan da Taipei üzerinden oldu.Singapur havayolları , denildiği üzere , her koltukta tv , yemekleri , hatta her kalkışta sıcak havlu servisleriyle ( bu olayı çok fazla anlamış değilim , etraftaki insanların da tam olarak anladığını zannetmiyorum) en iyi havayollarından biri. Özellikle , geleneksel kıyafetlerle dolaşan host ve hostesler size İstanbuldan bindiğiniz anda uzak doğu esintisini sağlıyorlar.

Yolculuğumuz sırasında, Türklerden vize istenmediği için , Singapurdaki aktarmada 3 günlük bir erteleme isteyerek , Singapurda kaldık.Singapur beklediğimin aksine , ingilizce konusulan , trafiğin soldan aktığı , uzak doğudan öte bir Avrupa kentini andıran bir yerdi.1 derece kuzey enleminde olmasından ötürü sıcaklığın ve nemin hat safada olduğu bir bölge olduğundan , şehirde gezerken bayağı bir zorlandık. Malaya denilen , agzından su fıskıran aslan görülemeye değer yerlerden biri.Akşam üzeri hospitalityclub.com ( misafirperverler klübü) vasıtasıyla randevu ayarladığım Singapurlu arkadaşlarla buluştuk. Bizi , singapur nehri kenarında , yerel yemeklerin sunulduğu bir restoranta götürdüler. İlk başta kokusundan ve görüntüsünden çekinsem de , bizim sigara böreğini andıran bir görüntüsü olmasından ve açıkmış olmamdan dolayı, sunulanları afiyetle yedim. Özellikle burdaki, özel soslardan tatmanızı tavsiye ederim. Yemeğe gerçekten , özel bir tat veriyorlar. Sonrasında , bizi yine nehrin kenarında bulunan , geleneksel içkilerinin sunulduğu bir restorana götürdüler.Singapur Sling denilen içkilerini tattık, meyve kokteylini andıran bir tadı vardı ama içmeye değer. Ben de bu arada bir Türk olarak boş durmadım , yanımda getirdiğim taze!! fındıkları ikram ettim, hayatlarında ilk defa gördükleri fındıktan çok hoşlandılar. Neden fındığın fiyatı bu kadar düştü diye de hayıflanmadım değil J)

O gece , hospitalityclubtan tanıştığımız Polonyalı bir çiftin , Singapurdaki havuzlu bir sitesinde kaldık. Misafirperverlik klübünün bu derece etkili olduğunu düşünmezdim. Tüm gece internet , kalma, yeme, içme...Şiddetle tavsiye ediyorum, inanın bizden misafirperver çıktılar.Bir avuç fındık da oraya bırakarak ayrıldık.

Bir de uzakdoguluların satıs taktiğinden bahsedeyim. Sigapurda , ışıl ışıl sokakların olduğu , incik boncuktan , elektronik eşyaya birçok ürünün satıldığı China Townda , kamera almaya niyetlendim.Dediğim gibi sadece niyetlendim. Ancak dükkana girmem ,ve Çinli satıcının yoğun baskısı ve ısrarı sonucu 2 saat süren pazarlık sonunda kamerayı almış oldum.Siz siz olun , pazarlık yapmadan sakın bir şey almayın.İnanın 450 dolar dediği kamerayı , yanında lensleri , çantası , 3 saatlik piliyle beraber 380 dolara aldım :))

Ertesi gün yarım saat uzaklıkta olan Malezyanın Johor Bahru şehrine geçtik.Amaç , bir şekilde bu ülkeyi de , Türklere vize uygulamadığı için ziyaret etmekti. Çoğunluğu müslüman olan ülkede gerçekten insanlarla çok iyi anlaştık. Hayatımda ilk defa burda , muzun bir tavada , özel sosuyla beraber kızaltılarak satıldığını gördüm. Gerçekten lezizdi. Müslüman olan satıcının bizle fazlaca ilgilenmesi ve , Türkiyede muz pahalıdır dediğimde , bana bir kilo muz hediye etmesi de çabasıJ))Diğer ilginç yemeklere kokularından ötürü fazla yanaşamadım.

Malezyada , malum sıcaktan susayınca , bir restoranttan su isteme durumunda kaldık. Bana verdikleri poşet içinde buz ve dışarda tutulmuş sıcak bir şişe su. İnanın bu adamlar neden buzdolabında su tutmak yerine , buz ikram ediyolar anlayamadım. Ama şunu söylemem lazım ,Singapura göre , Malayca , Hintçe, Çince ve de İngilizce konuşulan bir ülke olması , ve o yerel dükkanları , karışık trafiği gördükten sonra uzak doğu havasını bu ülkede aldım diyebilirim. Tayvana gelince , çok ama çok farklı. Motosiklet, bisiklet , insan , Çince yazılı tabelalı ve kokulu caddeleriyle , cıvıl cıvıl tam bir uzakdogu ülkesi.Burası hakkında izlenimlerimi de yakında paylaşacağım. Görüsmek üzere....

Ömürden M. SEZGİN


Fotolar için :

http://pg.photos.yahoo.com/ph/omurdenss/my_photos.com

Monday, August 14, 2006

Digiturkun açılışı-Dolmabahce Sarayi

Merhabalar ,

Tarih 14 agustos 2006 , yani uzakdogu seyahatine cikmadan onceki son gecem. Basliktan da anlasilacagi gibi , o gece dolmabahcede digiturkun acilisi var. Saat 7 gibi arkadasla bulusup Dolmabahceye girecegiz. Oyle bir tantana , oyle bir curcune var ki sormayin. GS baskani Ozhan Canaydin geliyor bi yandan ,bir yandan Anakaspor baskani Melih Gokcek, peslerine takildik, o essiz sarayin kokteyl icin hazirlanmis alanina girdik.Yollar kirmizi haliyla cevrilmis, dev ekrandan girenlerin goruntuleri tum konuklara aktariliyor. Biz de bir selam cakararak iceri girdik. Reha Muhtardan tut, Mehmet Agar, tum politika medya , futbol camiasi icerde. Acik bufe yemeklerde bir kus sutu eksik. Neyse digiturk ailesi olarak acilis merasimi yapildiktan sonra, Ajda Pekkan konseri basladi. Tabi insanlar uzaktan takilinca , Ajdanin karsisinda bir biz kaldik. Sohbete basladik dermisim:))) Neyse ne istesek caldiriyoruz super stara ...1 saat takildiktan sonra malum ben Bakirkoye dayimlara kactim , yarin yolculuk var tabii...

Friday, August 04, 2006

Omurden Bur(s)adan ayrildi...















Merhabalar,

Veda gecemizi de Bursada gerceklestrdik. Artik cok ama aok uzun yollar gozuktu bana... Tayvan macerasi , uzakdoguyu tanima, dili ogrenme, yuksek lisansa online devam , pazar arastirmasi , dilleri kullanma...planlar cok , ne kadari gerceklsir bilinmez...ama olmadi donunce askerlik , oraya ait de cok hayaller var:))) Neyse , veda geceme katilip, beni son ugurlamamda da yalniz birakmayan sevgili dostlarima tekrar tesekkurler ediyorum, kalin saglicakla...Kontakta kalalim...

Tuesday, July 25, 2006

ODTUluler Bur(s)ada Bulustu....


















Bursa ODTU mezunlar derneği tarafından 25 Temmuzda , KA barda okulumuzun 50 .yılı adına düzenelenen gecede , yaklaşık 110 ODTÜlü biraraya geldi.Saat 20:30 da baslayan geceye katılanlar , erken saatlerde mekanı doldurdular. Geceye Bursada çalışanların yanısıra , iş gezisi için Bursada olan mezunlar ve o sırada firmalarda staj yapmakta olan ODTUlü öğrenci arkadaşlar da katıldı.Doyumsuz sohbetlerin yapıldığı , anıların yad edildiği bu Bursa gecesinde , mezunlar gönüllerince eğlendiler. Gecenin ilerleyen saatlerinde , günün anlam ve önemi adına konuşmalar yapıldı , 50.yıl pastası hep beraber kesildi. Bu tarz buluşmaların Bursada daha da aktif bir şekilde devam edeceğine dair söz verildikten sonra geceden ayrılındı...Emeği geçen herkese gönülden teşekkürler, buluşmaların Bur(s)ada devam etmesi dileğiyle...

Sunday, June 25, 2006

ODTU-Robert Bosch Milkrun projesi Turkiye birincisi


Robert Bosch firmasında yalın üretim ve lojistik üzerine çalışan Ömürden M. Sezgin danışmanlığında, ODTÜ Endüstri Mühendisliği son sınıf öğrencileri tarafından yapılan bitirme projesi Yöneylem Araştırma Derneği’nin her sene düzenlediği öğrenci proje yarışmasında birincilikle ödüllendirildi. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde iki dönem süren bitirme projeleri, hem okula başvuru yapan şirketlerin problemlerini çözmek, hem de öğrencilerin gerçek bir problem üzerinde tecrübe edinmesi için çok önemli olarak nitelendiriliyor. Beş kişilik bir grup tarafından sekiz aylık bir sürede hazırlanan ana başlığı “Milkrun” yani “çekme esaslı tekrarlı dağıtım sistemi” olan proje, bu sene Kocaeli’nde yapılan “AB Sürecinde Kobiler ve İnovasyon” konulu 26. Yöneylem Araştırma ve Endüstri Mühendisliği Kongresi sırasında yapılan sunum sonrası finale kalan beş proje içinden birinci seçildi. Yarışmaya katılan 22 projeden ilk beşi Boğaziçi, Bilkent ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden katılan gruplar oluşturdu. Yarışmada ikinciliği “Hücresel üretimle teslimat sürelerinin kısaltılması” proje konusuyla Bilkent Üniversitesi grubu, üçüncülüğü ise “Sınırlı sığalı yerleştirme-paylaştırma problemlerinin en iyi amaç fonksiyon değeri için bir güven aralığı bulma” proje konusuyla Boğaziçi Üniversitesi grubu kazandı.
Projeyi Bursa’da bulunan Bosch Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de yapan öğrenci grubu, firmaya yaptıkları periyodik ziyaretler sırasında yapılan detaylı incelemelerden faydalanarak matematiksel modelleme, simülasyon gibi endüstri mühendisliği araçlarını kullanarak fabrika için yeni bir fabrika içi dağıtım sistemi önerdiler. Önerilen sistemin yardımıyla, şirketin, dağıtım sistemi maliyetlerinin iyileşmesi, standardize edilmiş rotalar ve minimum araçla yalın üretim ortamına geçişi beklenmektedir.
Çekme esaslı tekrarlı dağıtım sistemi (Milkrun), lojistik alanında bir uygulama olup, belirli bölgedeki tedarikçilerden genellikle tek araçla, sık sık ve az az parça alımına dayanır. Aynı bölgede bulunan dört ayrı tedarikçiden aylık ihtiyacını dört ayrı kamyonla sağlamaktansa, bu tedarikçileri her hafta, haftalık ihtiyacı alacak şekilde, tek kamyonla ziyaret etmek en temel milkrun örneğidir. Böyle bir tasarımdaki amaç stok seviyelerini ve taşıma maliyetlerini en aza indirmektir.
Mustafa Gökçe Baydoğan, Yurtseven Bolatlı, Düriye Canbaz, Akif Halıcı, Hakan Akıllıoğlu ve firma danışmanı Ömürden Sezgin’den oluşan proje grubu, yapılan çalışmanın, teorik bilginin pratikte uygulanmasını görmek ve bu tarz projelerin firmalar tarafından desteklenmesi sağlamak adına çok önemli olduğunu söylediler.


Milkrun Proje Rapor- Ozet
Milrun Project Report-Summary
Milrun Projekt Bericht-Zusammenfassung


Omurden M. Sezgin